Trabzonspor 10. defa Türkiye Kupası’nı kazandı.

“Hasan iyiydi, Hüseyin kötüydü” gibi bir kahvehane muhabbetini bir kenara bırakıp Trabzonspor'un ana meselesine bodoslama girelim:

Trabzonspor’u zirveye taşıyacak tek formül: AİDİYET.

Ağaç köküyle yaşar.(Atasözü)

Aidiyet; bağlılık, sahiplenme ve tutku gibi birçok kelimenin ortak noktasıdır. Bir tür sevda hâlidir. İnsanı olduğundan öteye götüren, olmazı olduran, bazen dağları deldiren bir duygudur. Aidiyet, başka bir deyişle; turbo motoru takılmış yarış arabası gibi insanı limitinin üstüne çıkarır.

Trabzonspor’un ligin son 6 haftasında ihtiyaç duyduğu ama bulamadığı bu aidiyet hissi, hem maddi hem de manevi birçok şeyden mahrum bıraktı.

Tarif ettiğim bu hâlin bir de yapay olanı var.

Verirsin parayı, verirsin gazı; sanki arkasına rüzgârı almış yelkenli gibi kanatlanıp seni vuslata uçurur. Geçici bir çözümdür, sürekliliği olmaz ama menzile varırsın.

Nitekim kupa finalinden 4 gün önce tam da bunu yazmıştım:

Böyle maçlarda taktik en son aranacak şeydir. Önemli olan oyuncuların motivasyonu. Motive olan bir oyuncu, Fantom gibi ormanda 10 kaplan gücüne ulaşır. İş, şu andan sonra Ertuğrul Doğan’da. Yüksek bir prim verecek. Parayı gören oyuncu plan filan dinlemez, 5 kişilik koşar. Fatih Tekke yine plan yapsın ama gaz dünyanın en iyi taktiğidir.

Kökü dışarıda olanın, dalı çabuk kurur.(Atasözü)

Özetle dün de Trabzonsporlu oyuncuları ateşleyen, ekstra koşturan, açlık hissettirip coşkuyu, isteği artıran şey; yapay yolla elde edilmiş geçici bir aidiyet duygusuydu. Hoca vermişti gazı, başkan cukkayı gösterdi, üstüne üstlük bir de fazla tatil olunca; 6 haftadır sahada gezinenler, sanki 17 yaşında bir gencin ilk maçındaki coşku, istek ve açlıkla sahadaydı.

Bu yüksek iştahı sürekli hâle getirmek, Trabzonspor’u daha yukarı götürmektir.

Bunu da ait hissetmeyenlerle yapmak mümkün değildir. Onun için de öyle bir ortam oluşturmalı ki; takımdaki her yeni oyuncu, yaylaların zirvesinden kopup gelen sele kendini bırakarak Karadeniz’in çılgın sularıyla tanışmalı. Bu ortamı hazırlamak için de bu toprağın çocuklarına ihtiyaç vardır.

Oynamasalar da var!

Hani şampiyonluk senesinde bazılarının “yayla çocukları” diye alay ettikleri vardı ya! İşte onlar gibi yeni yayla çocuklarına ihtiyaç var. Hocanın istediği kanatlardan önce, o kanatları kanatlandıracak yayla çocuklarına… Yönetim gereğini yapmalıdır.

Dünkü maçta da ana faktör enerji, istek ve aidiyet hissiydi. Ancak oyunun içinde hâlâ çözülmesi gereken teknik sıkıntılar mevcut. Coşku kazandırır ama sürdürülebilir olmalı. Oyun da elbette doğru planlanmalı.

"Hiçbir rüzgâr, rotası olmayan gemiye yardım edemez."(Montaigne)

Sahaya Dair

Teknik açıdan bakarsak; hoca, final gibi kritik maçlarda kontrollü olması gerekirken 4-4-2 gibi daha riskli 11’ler tercih ediyor. Özellikle ön taraftaki oyuncu yapısı baskı konusunda zaten zayıf. Bir de Muçi ve Zubkov gibi fizik olarak yetersiz iki oyuncuya rakip kovalatmak, çok açık verilmesine sebep oluyor.

Örneğin Muçi; serbest bırakıldığında, tıpkı Fenerbahçe’deki Alex gibi rakip ceza sahası içi ve çevresinde etkili olabilecek bir yetenek. Ancak ondan yüksek yoğunluklu pres ve bek kovalamasını beklerseniz, hücum verimini öldürürsünüz. Tekke, “Muçi kalsın” diyorsa, ona savunma yükü bindirmemeli. Yani hocam o da Fatih Tekke gibi rakip kovalamamalı. Sonra kendini Altay’da bulmasın! :)

Son olarak da Oulai ve Bouchouariile ilgili birkaç cümle kurmak istiyorum. İlk izlediğimde “Bunu tutamazsınız, şimdiden muadili bulun, 1 değil 3 tane daha alın” diye yazmıştım. Çünkü çabukluk, adam eksilterek ön alana top taşımak gibi her takımda olan ama Trabzonspor’da son 4-5 yıldır olmayan bir oyuncu görünce hemen kaybetmek istememiştim. O, Oulai gerçek performansını görmeden gidecek gibi duruyor. Belki de dün son maçına çıktı. Yolu açık olsun. Maçta onun görevini yapan ve sahanın en iyisi olan Bouchouari’yi zikretmeden geçmek de haksızlık olur. Galatasaray’ın Torreira ve Sara’sının yaptığı işleri tek başına gerçekleştiren genç oyuncu, umarım sakatlık yaşamaz ve gelecek sene zirve yolunda başrolde olur. Bouchouari’nin alternatifini de bulmak şart. Yönetim, ön tarafa top taşıyamayan kabız bir futbol görmek istemiyorsa ilk hamlelerinden biri de merkeze Oulai/Bouchouari özelliklerinde biri olmalı.

NOT: Bu tezi 3-4 yıl önce güçlü örneklerle "Futbolda Başarının Sırrı" adlı makalemde kaleme almıştım. Tavsiye ederim:

https://derinpas.com/post/basarinin-sirri-nedir-4oqmx3