Futbol, yeşil sahalardan çekildikten sonra transfer masalarında yalanlar tomurcuk açar. Taraftar yeni bir heyecana doğru yelkenleri şişirirken; kulübün kasasını fareler kemirmeye başlar. Sahadaki terin yerini, menajerlerin fısıltıları ve rakamların sihirli gücü alır.

Benden genç neslin Galacticos’un mimarlarından biri olarak bildiği, benim de çocukluğumun en büyük yıldızlarından biri olan Valdano’nun sözüyle başlayalım: "Transfer dönemi, yalanların en güzel giysilerini giydiği mevsimdir."

***

Hep fıkra, şiir, şarkı sözü olacak değil ya; bu defa yaşadığım bir örnekle başlayacağım:

Bazen semt pazarına giderim. Muhtemelen hepiniz bilirsiniz o ortamı. “Gelllllll vatandaş gel” naralarıyla kötü malı cilalayıp boyamanın en güzel örneklerinin sergilendiği yerdir pazarlar.

Geçenlerde yine gitmek zorunda kaldım. Seçmece olarak satılan salatalık tezgahına yaklaştım. Hanımın tarif ettiği şekilde itina ile seçtim. Sonra ücretini ödeyip eve döndüm ve bilgisayarın başına oturdum.

Bir ara gök gürültüsü gibi bir ses geldi içeriden. Telaşla kalktım, hanım bana sesleniyormuş! :)

Salatalıkları masanın üstüne koymuş. “Bunlar ne?” diye kükredi. Baktım uzun kabak büyüklüğünde koca koca salatalıklar. O an anladım satıcıya leğeni uzattığımda 2 kilo diye tahmin ettiğim salatalığın 3,5 kilo nasıl geldiğini. :)

Pazarcı beni tezgâha getirmiş, tartının içine daha satılamayacakları koymuş. Artık dikkat ediyorum ama bir kere kazığı yedim. İşte buna tecrübe deniyor.

Ben de 45 yıldır biriktirdiğim transfer mevsimi tecrübelerimin bir bölümünü anlatacağım. Her ne kadar profesyonel olsa da benim için futbol menajerliği işportacılık veya allayıp pullayıp eşeği boyayarak sahibine satma işidir. İyi parlatırlar ama iyi de kazanırlar. Az zahmetli güzel iş! :) Ama böyle bir yöntem doğru mu, o kişiye göre değişir.

"Bazıları Messi’nin kayıp ikiz kardeşiymiş gibi pazarlanır." — Harry Redknapp

Transfer mevsiminde yüzlerce isim havada uçuşur. Menajerler ve besledikleri mecralar, genelde sosyal medya aracılığı ile ürünlerini pazara sürer. İyi istatistikleri allı morlu süsleyerek tezgâha dizer, YouTube'a oyuncunun en iyi yaptıklarını koyup kötü yaptıklarını gizlerler.

İşte buradan sonrası pazarlamanın kolay yanıdır. 3 dakikalık videoda oyuncunun bir hareketine meftun olan genç alır sazı eline. İster de ister. Yöneticilere baskı yapar, sevdiğine ulaşamadıkça aşk haline dönüşür bu istek. Bu baskıya dayanamayan yönetici onu veya başka birini getirerek bir süre bu baskıları göğüsler. Ama çok kısa sürer bu sessizlik. Çünkü aynı genç, ikinci bir adam da isteyecektir. “Şunu al başka bir şey istemiyorum” demiştir ama onu çoktan unutmuştur. :)

Bu hikâyenin en güzel ve ironik yanı da aynı gencin 3 ay sonra o oyuncuya “çöp” demeye başladığını ve oyuncuyu rahatsız ettiğini görmemizdir. Ailesiyle bile uğraşır. Büyükler “Bekara karı boşamak kolaydır” diye son derece doğru olan bu sözü boşuna kültürümüze katmamışlar değil mi?

"Videonun her yerinde Pele, sahada ise herkes yabancı." — Brian Clough

Bir oyuncu çok dillendiriliyorsa ya sakatlık geçmişi sayfalar doldurur ya formdan düşmüştür ya da psikolojik sorunludur. Aracılar çürük çarık olanı daha iyi parlatır, taraftar baskısına maruz kalan yöneticiyi çok kolay bir şekilde tezgâha getirir.

Şimdiye kadar bu ülkeye gelenlerin belki de yüzde 90-95'i ederinin üstünde transfer olmuştur. Kazandığı paranın yüzde 10'unu bile verememiştir. Geriye kalanlar şanslıysan, sakatlanmazsa kazandırır. O kazanç da kazandıramayanlara gider.

Yani her zaman kulüp zarar eder. Ama yönetimi etkileyen geniş kitle “Abi 3’e aldık 40’a sattık” diye övünür. Halbuki 3’e alıp bedavaya elden çıkarılan 10 oyuncu daha vardır.

***

Bu makaleyi yazmayı tetikleyen de sosyal medyada gördüğüm bir istatistik oldu.

Benim de beğendiğim genç bir oyuncunun rakamlarını vermiş bir arkadaş. Rakamlar harika. Ama kazık yemeyi öğrenmiş biri için bu bilgi yeterli değil tabii. Hemen sakatlık geçmişi ve performans bilgilerine baktım. Son 4 yılda 1 yıla yakın sakatlığı var. Bilgiyi görünce aklıma önceki yıl Atletico Madrid’in Türkiye’ye sattığı 3 stoper geldi. İsimlerini vermiyorum zaten biliyorsunuz. O isimleri alan takımlar o oyuncular için özel olarak kulüpte revir açıp doktor istihdam etmeye başladı. :) Oyuncuyu 4-5 senedir izliyor ve tanıyorum ama ilk “acaba” fikri orada zihnime takıldı.

Performans verilerine de baktım haliyle. Son 1 yıl 50 civarında maça çıkmıştı ama dakikaları az gözüküyordu. Detaylara inince sebebini anladım. Maçların yüzde 30’unda yedek, 11 oynadığı maçların da yüzde 90’ını tamamlayamamış. Yani 50 maçta ancak 7-8 defa 90 dakikayı bitirebilmiş. Ortalama 60 dakika sahada kalıyor. Bu verilen aklıma yine bir kuşku soktu. Acaba menajerler oyuncunun uzun vadede sakatlık riski olduğunu görüp mevcut istatistiklerinin güzelliğini kullanıp; büyük bir transfer için mi cilalama yapıyor sorusu takıldı. Güzel bir sigorta fikriydi böyle düşününce. Hem oyuncunun uzun süre maaşı garanti olacak hem de menajer yüzde 10’luk payını 5 yıl boyunca sektirmeden alacak. Hele oyuncunun dakika/skor katkısı olan istatistikleri o bölge oyuncusu için muhteşemdi. Babanın oğluna bile çok kolay çakabileceğini rakamlar! :)

"İstatistik mini etek gibidir; asıl görülmesi gerekeni gizler." — Alex Ferguson

Psikoloji, çalışma ahlakı, motivasyon ve bireysel yetenek gibi donelerin hepsinin iyi olduğunu varsaysak bile benim verdiğim rakamlar bile insanda tereddüt uyandırıyor değil mi?

Tabii bir de 'çevir kazı yanmasın' kısmı var. Eğer o kaz iyi pişip yenecek kıvama gelmiş ise; yani menajer durumu kurtaracak bir kılıf bulmuşsa, sonu hüzünlü bir hikâyeye de dönüşebilir. Düşünün 60 kilometre yakıt alan bir yarış arabası, 90 kilometrelik bir yarışı kazanamaz deyip tercih etmedik. O oyuncu da başka bir takıma gidip üstüne koya koya yükseldi. Bize de arkasından ağlamak kaldı.

İşte ağlamamak ve "acaba" sorusunu sormamak için bu alanı profesyonelleştirmek gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde tam olmasa bile bu işi iyi seviyede yapanlar var. Daha iyisi de mümkün. Bu alanı geliştirip teknik tarafının dışında, davranış analizcilerinin görüşleri alınabilir. Sosyal medyalar takip edilir. Oynadığı kulübün taraftarlarının yorumları da bir veridir.

Özetle mahalledeki bakkala kadar her veri toplanmalıdır. Sanki kız veya damat alıyormuş gibi iyi incelenmesi gereken bir durumdur transfer. Büyük paraların döndüğü yerde bu alana daha iyi yatırımlar gerekir.

Aksi halde yıllardır yaşadığımız gibi; havalimanında krallar gibi karşılar, bir yıl sonra arkasına teneke bağlayıp göndeririz.

İsim özellikle vermiyorum; nice gol krallarının gelip sıfır çekerek ayrıldığını hepimiz biliyoruz.