Üç kişi bir araya gelip Millî Takım muhabbeti yaptığımız zaman hep yabancıları örnek gösterir “bizim bir ekolümüz yok abi” derdik. Avrupa’da ekol olan ülkelere gıpta ile bakar “bizden olmaz” cümleleri kurardık.

Montella ile başlayan yeni dönemde “artık bizim de bir ekolümüz var” diyebilmenin fırsatı yakaladığımızı düşünüyorum.

Tabii ki, bu fırsatın önündeki Türk futbol ikliminin dinozorları ve rant çevrelerini de aşabilirsek.

3-5 gün öncesine kadar Sergen Yalçın, “Millî Takımı hak edecek ne başarısı var” diyor, Tolunay Kafkas, “A Millî Takım’ın daha iyi bir teknik direktöre ihtiyacı var” demeci vermiyor muydu?

Veya 3 ay önce değişen federasyona baskı yapıp hazır kıta bekleyen Aykut Kocaman, Rıza Çalımbay gibi birçok teknik adam Montella’nın yerine pazarlanmıyor muydu?

İtalyan Hoca puan kaybettiğinde üstüne çullanacak o kadar aç kurt var ki!

Herkes tuttuğu takımın oyucusunun vitrini zannediyor Millî Takımı…

Bizim futbol iklimimiz; ligimiz kadar kötü ne yazık ki!

Montella’nın göreve başladığı dönemde “Fakir Ancelotti’si Montella” başlıklı bir makale yazıp hocanın Türk futbolcu yapısına uygun bir sistemi olduğunu ve bir ekole dönüşebileceğini düşündüğümü kaleme almıştım.

Geldiğimiz noktada futbolu takip eden herhangi bir kişiye “Türkiye nasıl oynuyor” sorusunu yönlendirsek aşağı yukarı aynı cevabı verir:

“İtalya-İspanya karışımı Ancelotti’nin Real Madrid’i gibi hem savunma hem de hücum yapabilen bir takım.”

Elbette yolun başındayız.

Bugün her yaptığımızı zamanla daha iyi hale getirme şansımız var. Çünkü genç bir kadroyuz. Engelleri aşar, sistemi oturtursak, gelecek nesiller için hazır bir düzen oluştururuz. Yenin gelen hocalar sistemin üstüne ekleye ekleye devam eder.

Onun için herkese ve her şeye inat Montella’nın yanında durmalıyız ki; kurduğu yapı tekâmül etsin!

***

Dönelim Karadağ ve İzlanda maçlarına.

İki karşılaşmada aynı oyun vardı.

Rakip ceza sahasını mesken tutan, atak üstüne atak yapan, şut üstüne şut atan, dominant bir takımdı sahadaki. Modern futbolun bütün özelliklerini yapıp önde basıyor, sahanın her yerinde çabuk oyuncularla topu rakibe vermeden maça hâkim oluyordu. Göze hoş gelen hareketler, hızlı paslar, cesur ve sakin bir oyuncu grubu gördük.

En önemlisi ise; futbolcularımızdaki dayanışmaydı.

“Millî ruh” hepsini bir potada eritmiş gibi tek yumruk halindeydiler.

Hep beraber isyan ediyor, aidiyet nasıl olur sorusuna cevap olacak görüntüler veriyorlardı.

Neticesinde olmamız gereken en üst lige büyük bir adım attık.

Teşekkürler “Bizim Çocuklar.”