Salzburg maçını analiz etmek için oturdum. Defalarca yazdım, sildim, yeniden yazdım.

“Analize ne gerek var, duyguların nereye götürürse oraya git” diye bir ses duydum.

Sanki beni tarihin tozlu rafları çağırıyordu ve dilime Yahya Kemal Beyatlı’nın büyük bir zaferi anlatan şu mısraları dolandı;

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi "İlerle!"

Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle…

Duygularım kabardığında hep bu dizeleri hatırlarım. Çünkü bu mısralar, 800 kişiyle 70 bin kişilik Sırp ordusunu yenen destansı bir kahramanlık hikâyesini anlatır.

Salzburg galibiyeti beni öyle mutlu etti ki, en güzel günlerimden birini yaşıyorum. Trabzonspor onlarca kere Türkiye’de şampiyon olsa, bu kadar mutlu olmazdım.

Evet, çok büyük bir iş yaptınız evlatlar.

Rakip takım veya takımlar gibi devşirmelerle değil öz be öz evlatlarla geldi bu zafer. Tarihe damga vurdunuz, Türk ismini bir daha Avrupa’da duyurdunuz.

Teşekkürler, binlerce kere teşekkür.

Böyle bir günde oturup maç analizi yapılır mı?

Başka bir zaman hepinizi teker teker över, alınlarınızdan öperim.

Şimdi sevinme vakti.

Sevineceğiz, coşacağız ve daha fazla destekle onların yanında olduğumuzu hissettireceğiz.

Finalde de skordan bağımsız yüreklerinizi ortaya koyacağınıza eminim.

Hepiniz benim için kahramansınız. Bize bu mutluluğu yaşattığınız için teker teker hepinize teşekkür ederim.

Allah utandırmasın ve yolunuzu açık eylesin!

***

İzninizle, tarihin tozlu raflarında beni en çok etkileyen kahramanın adını taşıyan kaptana dönmek istiyorum.

Çocukluğumda okuduğum akıncı hikâyelerindeki favori kahramanım Malkoçoğlu’dur. Dünkü maçın başrol oyuncusu da benim için Salih’ti ve bunu maç bitiminde attığım twitle belirtmiştim.

Tam ismiyle Malkoçoğlu Salih Bey!

Takımın kaptanı, lideri; oyunu yöneten, akıncı beyi gibi dalga dalga gelen hücumları göğsünü siper ederek durduran, yeri geldiğinde hücumda ağırlığını koyan Salih Malkoçoğlu.

Teşekkürler evlat.

***

Dönelim final maçına: Trabzonspor-Barcelona.

Dünyanın ve Türkiye’nin en büyük futbolcu fabrikasının maçı olacak. İki büyük futbol adamının tohumlarını attığı iki fabrika. Biri Johan Cruyff diğeri Özkan Sümer.

Hazır iki büyük ustayı anmışken tekrar tarihin tozlu raflarına dönelim.

Askerden geldiğim seneydi. O tarihte Johan Cruyff yeni bir oyun modeliyle Avrupa’da söz sahibi olmaya başlamıştı. Bildiğimiz sistemlerin dışında yeni bir oyun inşa etmişti. Kupa Galipleri Kupası’nda Trabzonspor ile eşleşti. Barcelona’nın başında La Masia’yı zirveye taşıyacak olan Cruyff Trabzonspor’un teknik direktörü ise Trabzonspor akademisine ismini veren Özkan Sümer’di. 1-0 kazandığımız maçta Trabzonspor alt yapısından 11’de 6-7 oyuncu vardı. Haçkalı Kemal’in kafayla indirdiği topu Akcaabatlı Küçük Hamdi ağlara yollayarak Trabzon tarihine altın bir sayfa açıyordu. İkinci maça ise hiç girmeyelim. 😊

Özetle;

Büyük başarılar hep kendi çocuklarımızla geldi. Trabzonspor’un yapması gereken de önceliği kendi çocuklarına vermek. İki yıl önce bir araştırma yapmış ve futbolda başarının sırrını aramıştım.

Bulduğum sır u19’un başarısının ana fikriydi. Buyurun: https://derinpas.com/post/basarinin-sirri-nedir-4oqmx3