Haftalardır tiyatro izliyoruz.

Gelen gideni aratıyor.

“Adalet” diye nara atan TFF Başkanı da içinde bulunduğu tiyatronun albenisine kapılmış.

Belki de o naralar tiyatronun ilk perdesiydi.

Düzen, mazlumları düzmeye devam ediyor.

***

Görmeyen, belki de görmek istemeyen hakem,

Talimatları dışına çıkıp maça müdahil olan, defalarca izleyip de doğruyu bulamayan Bakar kör VAR,

Dün söylediği doğrunun bugün tersine inandırmaya çalışan hakem eskisi veya futbol yorumcusu,

Tuttuğu takım gol atınca bir yeri yanmış gibi bağıran fanatik spiker,

Kendine “Büyük başkan” dedirtmek için bedava bilet dağıtan yönetici,

Temas almadan 8 takla atan bir yeri kırılmış gibi haykıran futbolcu.

Bunun gibi birçok örnek gösterebilirim futbol iklimimizden.

Böyle bir futbol camiasından doğru iş çıkar mı?

Ha, bunların hepsi yanlış da biz doğru muyuz?

“Haksız da olsa bizim olsun” diyor 9 yaşındaki kızım bile! 😊

Haksızlıkla mutluluk inşa eden böyle bir taraftar iklimi, bizi çukurun dibine doğru çekiyor.

Bu ortamda ne adalet olur ne de ülke futbolu kalkınır.

Sadece önceden yazılmış bir planın sahneye konulmasını izleriz.

Bu tiyatronun küçük bir figüranı oluruz. Büyük rolleri perde arkasındaki kuklacı eline tutuyor. Biz de “maymuna bak”ı oynuyoruz!

***

Dün @TunaliSedat abi yaptığı Göztepe paylaşımına “Mesele şampiyonluk da değildir. Mesele, sana kültürel ve sosyal iklimiyle birlikte bir bütün olarak sunulmuş hayat denen armağanı anlamlandıracak olanın yine sana ait olanlarda saklı olduğunu bilmek ve o onura sahip çıkıp onunla kendi karakterini inşa etmektir.” şeklinde bir not ilave etmişti.

İşte asıl meselemiz de bu olmalı!

Bu hedefe ulaşmak için “düzen” düzeni yıkmalıyız!

Bunu da her şehir kendisi yapacak. Trabzon’un açtığı, Bursa’nın izinde yürüdüğü yolu daha kalabalık daha güçlü yürümeliyiz ki; düzen de düzülsün!

Her şehir kazanacağı kupalarla İSTANBUL’a kaybettiği hemşerilerini geri alacak.

Yoksa bu düzen değişmez, düzülmeye devam ederiz.

***

Peki nasıl düzeltiriz?

Hep Barcelona örneği veriyorum.

Bağlı bulunduğu ülkenin özerk bir bölgesidir.

Bunun için hep hakemler tarafından itilmiş/kakılmıştır. Günün birinde “bu böyle gitmez” derler ve Johan Cruyff’u getirip yeni bir futbol anlayışına geçerler.

Kurulan yapı uzun çabalar sonucunda öyle güçlenir ki; ne hakemler ne de futbolu yöneten güçler bu selin önünde duramaz, hepsini alır bir çöplüğe bırakır. Öz kaynaklardan yetiştirdikleri ile 100’lerce kupayı müzelerine taşırlar. Bir ara öz kaynaklarda tıkanma ve rotasyonda gecikme gibi sıkıntılar yaşandı ama şimdi tekrar eski günlerine dönme sürecindeler.

Ben “gerçek” başarının, günü kurtaran değil 10’larca yıl sürecek olan başarının aidiyet duygusu olduğuna inananlardanım.

Bu konuda Avrupa ve Türkiye’den birçok örnekle bir makale kaleme almıştım. Okumak isteyenler için linkini bırakayım: https://derinpas.com/post/basarinin-sirri-nedir-4oqmx3

Özetle;

Futbol iklimimiz manevi ve maddi olarak iflasta.

Bu iflastan teknik hem de kültürel olarak kurtulmanın yolu; şehrimize ve kültürümüze sahip çıkarak olur.