Beni tanıyan bilir, Trabzonlu olmasam da Karadenizli inatçılığı var nereden bulaştıysa. 😊
Herkesin tersine iş yaparım. Herkes överken yererim, herkes severken döverim.
Bugün de o günlerden biri.
Dün akşam Başakşehir Fatih Terim Stadyumu Trabzonspor’un yeni Teknik Direktörü Fatih Tekke’nin ilk maçına şahitlik etti.
Taze Hoca doğru bir şekilde Şenol Güneş’in bıraktığı yerden başlamıştı. Zaten 1-2 idmanla değişime gitmek akıllıca olmazdı.
***
Dönelim dövme işine;
Bordo-mavililer, 3-0’lık bir galibiyetle sahadan ayrıldı ama bu skor, ortaya konulan oyunu hiç yansıtmıyordu. 2 ay önce, 5-0’lık Antalyaspor galibiyetini “Bana gerçekleri söyle” diyerek eleştirmiştim; o skorun da oyunun karşılığı olmadığını yazmıştım. Dün gece de aynısını izledik: Skor tabelası ışıl ışıl, ama sahadaki oyun bir o kadar sönük. Fatih Tekke’nin ilk maçında oyuncular iştahlı, şans yanlarında, Uğurcan ise resmen bir süper kahraman edasıyla arz-ı endam etti. Kaptan, takımı ipten aldı desek yeridir; yoksa bu maçın sonu “horon” değil, “hüzün” olurdu Trabzon’da.
Maçın istatistiklerine bakınca, ev sahibi Başakşehir’in üstünlüğü bariz bir şekilde gözümüze çarpıyor. Topla oynama 54/46 Başakşehir (Ev sahibi eksik kalmasına rağmen oldukça iyi bir rakam). Hava toplarında yüzde 75 yine ev sahibi. Korner 4’e 2, şut 13’e 9, orta 20’ye 9 hep Başakşehir üstündü.
Ancak tüm bu istatistiklere rağmen tabelanın farklı bir hikâye yazdığı da inkâr edilemez bir gerçek.
Başakşehir 1-0 geriye düştükten sonra Trabzonspor’u âdeta sahasına hapsetti. İşte o anlar, bir dejavu gibi çok da geride olmayan eskiyi hatırlattı. Hani 1-0’ı bulunca yatıp geçiş arayan, iki önceki teknik adamın ruhu sahadaydı sanki. Orta saha o kadar etkisizdi ki, Ozan, Lundstram ve Mendy’nin performansı için bir meslek büyüğüm mesaj attı: “Bu orta saha alt ligde ancak Play-Off kovalar.” Haklıydı da...
Orta saha bütün cüssesi ile orada karşımızda duruyor fakat matematikteki etkisiz eleman gibi göstermelik yer kaplıyordu.
Ha birileri diyecek ki, “iki golü onlar attı”
Ben de onlara bir soru ile cevap vereyim;
Rakip geriye düşüp riske girmese o golleri atabileceklerine inanıyor musunuz?
Kısaca, orta saha diye bir şey görmedim.
Başakşehir’in oyuncuları elini kolunu sallaya sallaya merkezdeki etkisiz elemanları geçip ceza sahasında horon tepiyordu. Ama işte tam burada devreye giren Uğurcan ve biraz da şans faktörü, skoru korumaya yetti. Dakikalar ilerledikçe umudunu yitiren Başakşehir, bir de kırmızı kartla eksik kalınca, Trabzonspor için endişeli başlayan bu gece, mutlu bir sonla bitti. Bordo-mavililer, bu sezonun ilk deplasman galibiyetini cebine koyup memleketine gitti.
Aslına bakarsanız, bu 1-0’lık oyun, sezon başında hazırlık kampında kurgulanan geçiş oyununun bir yansımasıydı. Kadroyu kuran Abdullah Avcı’nın hayaleti hâlâ takımın üstünde gibi... Aradaki 6 aylık Şenol Güneş dönemi bile bu “güvenli oyun” felsefesini törpüleyememiş. “Alışkanlıklar virüs gibidir” diye en az 5-6 defa yazmıştım. Avcı’nın Trabzonspor oyuncularının damarlarına zerk ettiği kontratak futbolu, skoru getirdi belki ama ruhu da bir o kadar götürdü. Şenol Güneş, bu “küçük takım” futbolunu değiştirmek için 6 ay didinip durdu ama sahibi gibi onun da başını yaktı bu oyun. Futbolcuların ruhuna işleyen bu hantal yapı, değişime direndi. Şimdi ise yeni teknik adamın önünde zorlu bir sınav var. Bu yapıyı ya değiştirecek ya da bu takım değişecek. İkisi de olmazsa, bu hantal orta saha, Tekke’yi de eski teknik adamlar çöplüğüne gönderecek!
Peki bu kadro yapısıyla bu sistem nasıl değişebilir?
Mevcut kadro ve savunma ağırlıklı orta saha profiliyle bir şeyleri değiştirmek gerekli. Benim önerdiğim formül: Oyun kurucu özelliği olmayan bu orta sahayı bypass edip bir geçiş istasyonu olarak kullanmak. Üçlü bir savunma yapısı kurup, teknik kapasitesi yüksek stoperlerle oyunu geriden başlatmak. Kanat beklerin top taşıma, adam eksiltme ve teknik becerilerini kullanıp, oyunu çizgilere doğru genişletmek bir çözüm olabilir. Orta sahada savunma yönü güçlü tek bir oyuncu, önünde ise iki 10 numara özellikli çabuk ve teknik hücumcuyla daha çok topa sahip olunabilir. Fatih Tekke’nin önceki takımlarında 3. bölgede uyguladığı şok presle rakibin oyun kurması engellenip, uzun toplara zorlanırsa dönen topları toplayarak oyuna hâkim olmak mümkün. Ancak böyle bir formül, 3-4 senedir oturtulan “güvenli oyun” garabetinden Trabzonspor’u kurtarabilir. (Fatih Tekke de Avcı ile aynı şeyi düşünmüyorsa!)
Tabii transfer döneminde yetenekli orta sahalarla bu yapı güçlendirilirse hocanın deyimi ile inşa tamamlanır ve süsleme zamanı gelir.
Aslına bakarsanız, lig maçlarından çok Türkiye Kupası önemli. Bu maçlarda temkinli bir oyun gerektiğinden, savunma yönü güçlü bir yapı elzem. Millî arada üçlü savunmaya geçiş çalışılarak bu sistem oturtulabilir. Eğer Fatih Tekke bu cesur adımları atar, alt yapıdan destek alır ve sistemi değiştirirse, bu girdaptan çıkabilir. Yoksa bu hantal yapı, daha çok teknik adamın başını yer, benden söylemesi.
Özetle, dün geceki 3-0’lık galibiyet iç açıcı bir tablo sunmuyor ama Tekke’nin cesareti ve vizyonu, bu takımı aydınlığa çıkarabilir. Skor güzel ama sahadaki oyun hâlâ “sıkıntı.” Bakalım, eski kaptan bu gemiyi nasıl düze çıkarır, yoksa dalgalar arasında kaybolur gider mi? Bekleyip göreceğiz, ama umut var, yol uzun. Trabzon’un ruhu pes etmez, yeter ki Tekke doğru rotayı çizsin!




