Tutunacak dalı kalmamış, Avrupa kupaları şansını ligi dördüncü bitirmeye ve Türkiye Kupası'nı da lig sıralamasında ilk üç takımdan birinin almasına bağlamış olan Trabzonspor ile her yıl olduğu gibi yine sezonun ikinci yarısında atakta olan Kasımpaşa İstanbul'da sahne aldı! Uzun süredir yaşadığı "kaosun girdabındaki" bordo-mavililer, son haftalarda olduğu gibi yine bir deplasmanından da eli boş döndü.
Maçtan önce düşündüm ki; 1 ay içinde 3 ayrı teknik direktör gören ve bütün hedeflerinden teker teker uzaklaşan bir takımın "kendilerine güvenilmeyen", parasını alamayan, akıbetinin ne olacağını bilemeyen, Avcı tarafından gördüğü psikolojik baskının etkilerini hâlâ en derinden hisseden oyuncular grubu, bu ruh haliyle Kasımpaşa maçına ne kadar konsantre olabilirlerdi ki? Nitekim düşündüğüm gibi oldu. Sahneye koyulan oyun, bütün bu tükenmişliğin tezahürü olarak karşımıza çıktı.
Kadrolar açıklandığında da gördük ki, "emanetçi" teknik adam İhsan Derelioğlu kendisinin yetersiz olduğunu düşünenlerin, puan kaybı halinde "başının etini haşlamadan çiğ çiğ yiyecekleri" fark etmiş, Avcı'nın "güvenli oyun" olarak tarif ettiği savunma yapıp geçişten gol bulma sistemiyle takımı sahaya çıkarmıştı. Bunca tedbire rağmen bu korku hali, onu ecelden kaçıramadı ve art arda gelen mağlubiyetler serisine bir halka daha eklemiş oldu. Elbette oyuncuların isteksiz halleri kadar, tecrübeli bir teknik adamın bundan önceki maçlarda defalarca denenip başarılı olamayan Siopis - Doğucan - Bakasetas orta saha kurgusu da mağlubiyetteki faktörlerden biriydi.
Öne Çıkan Oyuncular
Kötü oynayan, isteksiz olan oyuncularla ilgili cümle kurup "hedef göstermek" istemiyorum ama iyi oynayan, "canını dişine takan" 2 oyuncuyu zikretmezsem haksızlık olur. Biri Abdullah Avcı'nın geldiği günden beri hor görüp, hatta "hiç görmeyip" kenarda oturttuğu Hüseyin Türkmen'den bahsediyorum. Türkmen'in performansı hem istatistik hem de gözle görülen bir gerçekti. 11/10 ikili mücadele kazanmak, 6/6 hava topu, 2 top kapma 2 pas arası 5 uzaklaştırma ile çok iyi bir performans gösterdi. Oynadıkça üzerindeki baskıyı atacak ve çok daha iyi olacaktır. İkinci isim ise, tahmin ettiğiniz gibi sakatlanana kadar takımın "dinamosu" Abdülkadir Ömür'dü. Sorumluluk aldı, elinden gelen her şeyi yapmaya çalıştı ama ona yardımcı olacak usta bir ayak bulamayınca o da pes etmek zorunda kaldı.
Bu "tükenmişlik sendromu" daha çok canını yakacak Trabzonspor'un. Yaklaşık 4 aydır taze kana ihtiyaç var, "kartopu zirveden büyüye büyüye aşağıya iniyor". Bu kartopunu zirveden aşağıya indiren durduramaz diyerek defalarca "kan değişimi" gerektiğini yazdım. Kan değişikliği belki zirveden kopup geleni durduramayacak ama psikolojik olarak oyuncular iyice düşmeden kartopunun yönünü değiştirebilecekti. Artık yapılabilecek tek şey kaldı; kiralıklar ve gönderilmesi düşünülen bütün oyuncular kadro dışı bırakılıp, altyapı destekli bir karmayla maçlara çıkıp sinerji oluşturmak. Ama bunu yapacak olan teknik direktör hala yok! "Sabır" sözleri "gelmekte olanı" görmeyen ve bunca zamandır tedbirini almayıp Avcı ve "yancısı" ile devam eden yönetim adına çok büyük bir eksi yazdı. Taraftar ve kamuoyundaki yönetime karşı oluşan güven kaybı nasıl tamir edilir, zaman gösterecek. Umarım oyuncuları tedavi edecek, sinerji oluşturacak teknik adam hemen gelip göreve başlar ve gereğini ve planını yapıp uygulamaya başlar. Zor günlerden geçerken hep destek olmak gerektiğini telkin eder, söylerim ama bu kadar zamandır gelenin görüldüğü bir ortamda gözlerini ve kulaklarını kapatanlar için yazacak söz bulamıyorum. Takdir okuyucuların!




