O kadar çok duygu biriktirmişim, o kadar dolmuşum ki; insan bazen taşınan bu ağırlığı tek bir cümleye sığdırmakta zorlanıyor. Skorun ve anlık reaksiyonların ötesinde, Trabzonspor’un içinde bulunduğu bu derin çıkmazı tek bir başlığa sığdırmak imkansız. Bu yüzden Trabzonspor’un bugünkü ahvalini; ana sorundan teknik çıkmaza, idari zafiyetlerden sahaya yansıyan acizliğe kadar ayrı ayrı masaya yatırmak gerekiyor.

ANA SORUN: Balık Baştan Kokar

Dün maç sırası ve sonrasında skorun ve oyunun verdiği duygu ile sosyal medyada "Balık baştan kokar" başlığıyla bir paylaşım yapmıştım. Twitin altına “yaşlı” ekonomist bir arkadaşımız, "Ertuğrul Doğan istifa" olsun şeklinde not düşmüş.

O da olur. Neticede aynı menzile çıkıyor bu yolun sonu.

Bu cümlelerden anlaşılacağı gibi Trabzonspor’un içinde bulunduğu durumun bana göre müsebbibi Ertuğrul Doğan’dır. Doğal olanı da budur; işin başında kim varsa başarı da başarısızlık da ona yazar. Gerçi Trabzon’da bu işler böyle yürümüyor. Ya hoca ya futbolcu ya hakem gibi günah keçileri varken başkana asla sıra gelmiyor / getirilmiyor. Hatta bir hafta önce fatura Fatih Tekke’ye çıkarılıp Ertuğrul Doğan statta alkışlanarak taltif bile edildi.

Evet, Trabzonspor bu sezonu da pas geçiyor. Bu görüşü geçen hafta yazdığımda bir sürü itiraz eden olmuştu, yine de olacak. Çünkü kendilerinden başka kimse Trabzonsporlu değil, diğer bütün herkes hain gibi bir içgüdü ile hareket ediyorlar / ettiriliyorlar. Kim bir fikir söylüyor ve bu söz Ertuğrul Doğan’ın başarısızlığı üzerine kuruluyorsa hemen baskı altına almaya çalışıyorlar. Biz ise bu hengamede önümüzü sağlıklı görme derdindeyiz.

TEKNİK SORUN: Yanlış Temel ve "Küçük" Takım Oyunu

"Eski alışkanlıklar yeni kapılar açmaz."

Temeli sağlam yapılar kalıcı olur. Balçık üzerine kurulan bir bina ne kadar restore edilirse edilsin yıkılmaya mahkumdur. Trabzonspor’un teknik olarak sorunu budur, çünkü yanlış bir temel atıldı. Bu yanlış temel bana göre “küçük” takım oyunudur. Bütün büyük takımlar gibi rakip sahada yerleşmek yerine geçiş kovalayan, tek hücum anlayışı duran top ve yüksek becerili isimlerle 1-0’ı bulup üstüne yatma modeli bir futbol.

Bir süre bu anlayış işe yaradı ama ne zaman büyük paralarla büyük isimler geldi, işte o zaman ana hedef değişti. Hedef büyüyünce bu oyun yetmedi. Yeni bir kurgu gerekliydi; tıpkı şampiyonluk sezonu sonrası gibi. Bunu hem Avcı denedi hem Tekke. Baktılar ki yürümüyor; Avcı sonuna kadar zorladı, 3-4 kupadan elenmeye ve havlu atmaya kadar direndi. Tekke ise yolun sonunu gördüğü için takımın önünü açmaya karar verdi. Keşke 15-20 gün önce bu kararı verip gitseydi, belki toparlama şansı az da olsa olurdu.

Niye yürümedi? Bir hoca veya bir oyuncu alıştığı sistemin dışında denizden çıkan balık gibi debelenip durur. Yani bir alışkanlığı bırakmak zordur. Yeni bir sisteme geçmek için önce sisteme inanmak gerek. Onun üzerinde uzun yıllar deneme yapmış olmanız lazım. Bunlar olmayınca sıfırdan yol bulmak zor olur ve sonuç da ortadadır.

Yeni teknik adam ismi geçiyor. Bir kısmını araştırdım, çoğu giden hocalarla aynı sistemin yolcusu. Umarım Ertuğrul Doğan yine aynı hatayı yapıp Trabzonspor’un genlerinde olan hücum futbolunu bilmeyen birini getirmez. Yani mesele yanlışı yapan teknik adam değil, o teknik adamı seçen zihniyettir.

İDARİ SORUN: Gücün Kaynağı ve Otorite Boşluğu

"Kralı kesemeyen şahı mat edemez."

Burada yazacaklarım gözlem; birçoğunu zaten zaman zaman paylaştım. Herkesin tespit ettiği, teknik adamın da gördüğü / görmediği formsuz oyuncular var. Ne hikmetse onlara söz verilmiş gibi sürekli ilk 11’deler. Formsuz olduklarında sistem patlıyor ve bütün planlar çöpe gidiyor. Onların yetersizliği diğer oyuncuların da performansını etkiliyor. Sadece performans olsa iyi, kötü örnek de teşkil ediyorlar. Çünkü takımın üstünde bir tavırları ve güçleri var. "Güçleri yok" diyen, ilk 11'de sürekli olmalarını nasıl açıklar?

Asıl mesele: Bu gücü kimden alıyorlar? Benim düşüncem: Ertuğrul Doğan’dan. O güç başkanın elinde değilse niye teknik adamlar gereğini yapmıyor, herkesin gördüğünü onlar görmüyor mu? Elbette görüyorlar ama güçleri yetmiyor. Bir teknik adamın gücü yetmiyorsa, diğer oyuncuları da sevk ve idare edemez duruma gelir. Bunun sebebi yine o gücü ona vermeyen ve kendi uhdesinde tutan kişinin kabahatidir. Yani yine Doğan…

(Bu konudaki örnekler ve çözüm yolları için bkz: Kaynak 1, Kaynak )

Özetle: İsimler önemli değil. Teknik adam herkesi kesebilme gücüne sahip olduğunda oyuncu yerini ve haddini bilir. Hocaya şirin görünmek zorunda olur. "Ben gol kralı oldum beni kimse kesemez" veya "Ben takımın kaptanıyım bana mecburlar"düşüncesiyle bu gücü ele alırlarsa teknik adamın otoritesi kalmaz. Takıma hakim olamıyorsa, dünyanın en iyi taktiğini de verseniz bir hükmü yoktur. Onun için kilit isim ve müsebbip yine Ertuğrul Doğan’dır.

VE MAÇ: Cesaretsizlik ve Kaçan Tren

"Eğer kazanmak istiyorsan, kaybetme korkusunu tamamen yok etmelisin."

En erken transferi bitirmiş ve tam kadro kampa girmiş bir takım hem sistemi oturtmalı hem de bu haftalarda formunun zirvesinde olmalıydı. Peki ne görüyoruz? Acemiler mangası! Sanki dün birbirini ilk defa görmüş oyuncular... Hiçbir hücum seti çalışılmamış, sahada ilk defa uyguluyorlar gibi bir hava var.

Oyun anlayışı farklı bir hocadan daha pragmatik birine geçiş yapılmış fakat o da kendi yapısına uygun oyuncu tercihi yerine bir öncekinin kadrosunu kullanarak farklı bir oyun sergilemek istemiş. İyi de hocam, bu oyuncular idmanlarda farklı bir sisteme alıştılar, bir günde değiştiremezsin ki! Ya oyuncuları değiştireceksin ya da Tekke’den kalan yöntemle devam edeceksin.

Hüseyin Çimşir’den değişim beklemiştim ama hoca o riske de girmedi. Zaten burada riske giremeyen ne lider olabilir ne de büyük hoca.

Büyük hoca, beklenmeyeni yapandır. Tarih bunun örnekleriyle doludur:

Kariyerinin başında Pep Guardiola, Barcelona’nın başına geçer geçmez kulübün iki süperstarı Ronaldinho ve Deco’yu kadro dışı bıraktı. Medya ve camia bunu mesleki intihar olarak görürken, boşalan yerlere altyapıdan Busquets ve Pedro’yu yerleştirdi. İlk sezonda işler kötü gitse kariyeri bitebilirdi; ancak bu devasa risk, futbol tarihini altüst eden 6 kupalı efsane Barcelonatakımını oluşturdu ve belki de bu sayede tüm zamanların en büyük teknik adamı yaptı.

Yani Hüseyin Çimşir’den ilk maçında böyle bir hamle beklemiştim ama olmayınca...* Zaten olmayacağını da anladım. Ne vardı ilk maçtan "papaz" diye tabir edilen tecrübelileri ilk 11’e almasa? Gençlerbirliği’ne yenilecek miydi? Yenilirse bugünden farklı bir durum olmayacaktı. Ama yendiğinde belki de dünü de kurtaracaktın. Oyuncular ayağını denk alacak, "Bunları kesen bizi paslı konserve kutusu ile keser" diye düşünecek ve canını dişine takacaktı. Belki de Konyaspor maçı çok daha farklı olacaktı.

Ve o tren kaçtı Hüseyin hocam, kaçtı. El salla arkadan, belki durur seni de alır…

*Olmaması kendi iradesi miydi o konuda emin değilim. Kendi iradesi olarak kabul ederek yazdım.