Bir iktisatçı arkadaş sordu:

- Trabzonspor’un mevcut kadrosu hangi oyun modeline uygun? Geçişe mi, topa sahip olma oyununa mı daha doğru olur? Neye göre hoca tercihi yapılmalı?

Direkt cevap vermeyeceğim. Veremem de. Öncelikle oyunu anlatmadan cevap vermenin çok bir anlamı olmaz. Daha çok soru birikir. Yine de sorular olacaktır ama kitap da yazmıyoruz. 😃

Öncelikle anlaşılması açısından diziliş ile oyun anlayışı (sistem) meselesini netleştirelim.

Diziliş, 11 oyuncunun saha içindeki yerleşimini ve temel görevlerini anlatır. Sistem ya da oyun anlayışı ise takımın savunmada ve hücumda ne yapmak istediğini belirler.

Bir futbol takımında oyuncuların saha içindeki görevleri bellidir ve bu görevler oyuncular arasında paylaştırılır. Nasıl dizildiğinizden çok, verilen görevi nasıl uyguladığınız önemlidir.

Oyun anlayışı, skora ve hedefe dönük yapılan planlamadır. Genellikle sezon başında belirlenir. Hatta güçlü kulüplerde bu anlayış bir kez oturduktan sonra onlarca yıl boyunca farklı teknik adamlarla mutasyona uğrayarak devam eder. Gelen teknik adam, çoğu zaman kulübün yerleşmiş oyun anlayışını uygulamak zorundadır. Çünkü o anlayış kulübün büyüklüğü, hedefleri ve kültürü doğrultusunda oluşmuştur.

Yukarıdaki sorulara da oyun anlayışı üzerinden cevap vereceğim.

Çünkü son 6 yıldır, aradaki 6 aylık dönem hariç, Trabzonspor oyun felsefesi olarak orta veya alt sıra takımlarının daha sık kullandığı geçiş (kontratak) anlayışının farklı versiyonlarını uyguladı.

Meselemiz aslında şu:

Buna devam mı etmeli, yoksa değiştirmeli mi?

Birçok kişi Trabzonspor’un büyük bir takım olduğunu ve her sene şampiyonluğa oynaması gerektiğini düşünerek hücum odaklı bir oyun üzerine kurulması gerektiğini söylüyor.

Ben de hücum oyun anlayışını merkeze alıp mevcut kadronun buna dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini veya mevcut kadro yapısına göre takımın nasıl bir anlayışla sahaya yerleşmesi gerektiğini, bilgim ve takımı tanıdığım ölçüde anlatacağım.

Bir sistemin birçok uygulama biçimi var. Hepsine girersek bunun altından kalkamayız.

Yahu nereden soktunuz bu işe! Kafa kıracak kalınlıkta bir kitap olacak kadar girift bir mesele bu! :)

Çünkü mesele aslında sistemin adından çok nasıl uygulandığıyla ilgili. Uygulama biçimi de oyuncuların profiline ve becerilerine göre sürekli mutasyona uğrar.

Hâlâ Trabzonspor kadrosuna gelemedik… 😃

Soruyu tevdi eden iktisatçının alanından bir örnek vererek ana meseleye gireceğim.

Parayı değerlendirmenin bin çeşidi vardır. Kumar oynamaktan gayrimenkul almaya kadar…

Bazı insanlar kısa yoldan daha çok kazanmak için riske girer, bazıları ise garanti yolu tercih eder. “Az olsun, öz olsun, kazancım garanti olsun.” Çünkü riskli yatırım çok kazandırabileceği gibi tamamen kaybettirebilir de. Borsa, dijital para, kumar veya ileride otoban geçeceğini tahmin ettiğiniz ucuz bir arazi riskli yatırımdır. Ev, araba, tarla, altın veya faize para yatırmak ise daha garantici bir anlayıştır.

İşte futbolda da Trabzonspor’da da ana mesele bu!

Elbette her sistemin bir planı, bir oyun seti vardır. Fakat her şey bunun nasıl uygulandığıyla ilgilidir. Kimi riske girerek uygular, kimi daha garantici davranır.

Riske girersen daha çok kazanırsın ama daha çok da kaybedebilirsin. Garantici olursan nadir kaybedersin ama kazancın da daha düşük olur.

Son 6 yıldır Trabzonspor’u çalıştıran teknik adamların temel anlayışı kontrollü ve risksiz futboldu. Yani yukarıda anlattığım garantici anlayış.

Bu anlayışta coşku yoktur. Kontrolsüz hareket edemezsiniz, planlanan görevlerin dışına çıkamazsınız. Riske girip üç kişinin arkasındaki iyi pozisyonda bulunan arkadaşınıza topu gönderemezsiniz. Garanti pası atmak zorundasınızdır. Önünüz açık, karşınızda sadece bir rakip var. Basıp gitseniz adamı geçecek ve belki gol atacaksınız. Ama hoca o seti çizmediği için bunu yapamazsınız.

İşte bu, bir sistemin garantici uygulama biçimidir.

Bunun bir de riskli uygulama biçimi vardır.

Burada oyuncuya tam güvenilir. Gerektiğinde, fırsatı gördüğünde kendi inisiyatifini kullanarak riske girmesine izin verilir. Bu bazen 3-5 kişinin arasına çalımla girmek, bazen de çalışılmış setin dışına çıkarak gördüğü fırsata kendi inisiyatifiyle yönelmek olabilir.

Dolayısıyla aynı sistem, alınan risk miktarına göre bambaşka bir görüntü verebilir.

Özgürlük, kontrol ve risk burada işin püf noktasıdır.

Her sistem, fazla kısıtlandığında yavaşlar; fazla kontrol edildiğinde uygulayıcıyı zorlar. Sonuç da sistemi uygulayan oyuncuların kapasitesi ölçüsünde ortaya çıkar.

Özetle:

“Ne oynadığın değil, nasıl oynadığın önemli.” diyoruz ya…

İşte bütün mesele biraz da ne kadar risk aldığınla ilgili.

Hâlâ dönemedik asıl meseleye. :)

Neyse, dönelim. Ama aralarda yine teknik anlatımlar gerekecek.:)

Trabzonspor’un kadrosu

Trabzonspor’un nihai kadrosu kontrollü ve geçiş odaklı kuruldu.

Hatta sezon başı çalışmaları da bu anlayışla yapıldığı için Fatih Tekke bırakınca bazılarının kızdığı şu cümleyi kurmuştum:

“Trabzonspor bu yılı kaybetti, önümüzdeki yılı da kaybetmesin.” Hatta en az hasarla çıkmak istiyorsak Şenol Güneş’i getirmek gerektiğini düşünüyordum. Çünkü psikolojik olarak yıpranan, kontrol prangası altında benliğini yitiren oyuncuları tedavi etme konusunda uzmandır.

Trabzonspor’daki asıl mesele de budur.

Avcı dönemi sonrasında tedavi işini Güneş yapmış, Tekke de parsayı toplamıştı.

Böyle bir anlayışla kurulan ve sezon başında çalışmalarını da buna göre yapan bir kadroyu hücum odaklı bir yapıya dönüştürmek biraz zaman alacaktır. Aslında Tekke kadroyu kurarken daha çok hücum planladı. Ancak yıllarca sağ eliyle yemek yiyen birinin birden sol elle yemek yemeye başlamasındaki acemiliği yaşayarak bocaladı. Çünkü yıllarca alt liglerde kontrollü ve savunma ağırlıklı bir oyun anlayışı vardı. Ve bunu iyi yapıyordu. Trabzonspor gibi hedefi büyük takımlara bu tür teknik adamları getirdiğinizde benzer sorunları yaşayabilirsiniz.

Peki geçiş odaklı kurulan bu kadroyu hücuma çevirmek mümkün mü?

Elbette mümkün. Ama bir tedavi ve çalışma dönemi de gerekir.

Her sistemin bir server odası vardır. Futbolda o server odası, ana beynin bulunduğu yer olan orta sahadır. Bu bölgedeki oyuncu modeli, sizin nasıl bir hücum veya savunma planı yapacağınızı büyük ölçüde belirler. Bunun doğru şeklini bulmak da birçok denemeyi gerektirir. Teknik adamlar bu konuda uzman oldukları için benim kadar uzatmazlar. Öngörüleri daha güçlüdür ve kısa zamanda çözerler. Ama kısa dediğim, bir günlük mesele de değil. 😃

Hücum oynamak için ne gerekir?

Öncelikle hücum oynamanın temel şartlarını tekrar yazalım.

1- Savunmadan ayağa temiz ve hızlı paslarla hücuma top taşımak gerekir. Defans hattını rakip ceza sahası yayına kadar çekebilme becerisi ister. Bunun için hızlı ve teknik stoper gerekir. Hatta beklerin de bu oyuna katkı verebilmesi şarttır.

2- Orta sahada basit ve tek pas lazımdır. Aynı zamanda kapalı hatları delmek için dikine top sürebilen, gerektiğinde adam eksiltebilen bir 8 numaraya da ihtiyaç vardır. Derine ve kanatlara pas atabilen bir oyun kurucu 6 numara gerekir. O oyuncunun aynı zamanda sahaya da hâkim olması önemlidir.

3- Ön alanda yerleştikten sonra top kaybında şok pres olmazsa olmaz. Topu 3-5 saniye içinde geri kazanmak için ön hattaki oyuncuların buna uygun olması gerekir. Aslında bunu bütün hücum oyuncuları yapabilir. Çünkü 3-5 saniyelik efor bütün insanlarda vardır. Sadece çabuk oyuncular bunu daha etkili yapar.

Bu açıdan bakınca Trabzonspor’un hem savunmada hem de orta sahada bazı sıkıntıları olabilir.

Hat hat hücuma yönelik bir kadro kuralım.

1. Savunma

Bir tane sakar ama hızlı stoper mevcut. Diğerleri hantal. Bu, defans hattını rakip sahaya çekerken takımı zorlayacaktır. Ama yine de doğru bir Oflu Sait taktiğiyle mümkün. 😃 Özellikle Batagov’un dönüşü burada kritik eşik.

2. Orta saha

Bu bölgede çoğunlukla 6 ve 10 numara özellikli futbolcular var. 8 numarayı da becerebilecek oyuncu sayısı az. Bouchouari bunlardan biri ama muhtemelen bir yabancıya yer açmak için en zayıf halka o olacak. Dolayısıyla klasik görev dağılımı açısından orta saha tam anlamıyla yeterli değil. Bunu iyi bir teknik adam, üçlü orta saha kullanarak çözebilir.

Örneğin bir 6 numaranın önünde, pres yapma gücü yüksek iki 8-10 numara özelliğindeki oyuncuyla rakibi boğarak topun Trabzonspor’da kalmasını sağlayabilir. Mevcut kadro hücum oynayacaksa biraz da buna mecbur. Bir alternatif yöntem daha var. Ama o, riskli oyunla mümkün. Onu da aşağıda ayrıca anlatacağım.

3. Hücum hattı

Hücum oyuncuları konusunda takım zengin ve ön alandaki kısa süreli pres ile alan kapatma işine uygun yeterlilikte. Birileri itiraz edecektir bu cümleye. Ona bir örnekle cevap vereyim: Kerem ve Yunusyapabiliyorsa muhtemelen itiraz eden göbekli arkadaş da yapabilir. Bir başka örneği de Sterling bile yaptı. 😃 Tabii bunlar, maça başlayan 11’de Onuachu olmadığı sürece geçerli. Başka türlü ön alan presi mümkün değil.

Özetle mevcut kadro hücuma evrilebilir. Ama ne kadar başarılı olur, onu zaman gösterecektir. Çünkü oyun bir ezber işidir.

Bir başka hücum yolu: Sokak futbolu

Bir başka hücum yöntemi de benim “sokak futbolu” olarak adlandırdığım, göze hoş gelen, içinde riskleri barındıran, kontrolün azaldığı ve coşkunun tavana çıktığı oyundur.

Bunu Ünal Karaman ve Şenol Güneş dönemlerinde zaten gördünüz.

Biraz da o sistemin üzerinde dans edelim. Şenol Güneş’in sistemi aslında çok basit ve yalındır. Önlem almak da kolaydır. Fakat hoca pas hızını artırıp oyuncuyu serbest bıraktığında, riske girmesini istediğinde sistem her maç mutasyona uğrar ve önlenemez bir hâl alır. Bunu özellikle Beşiktaş yıllarında Avrupa’nın devleri karşısında gördük.

Kadro yapısı da buna uygun. Hatta diğer sistemde hiç dikkate almadığımız Folcarelli/Melih, böyle bir oyunda kahraman bile olabilir.

Bu sistemde bol ve hızlı pas vardır. Bir nevi idmanda ortada sıçan oynuyormuşsunuz gibi… Hızlı paslarla rakibin başını döndürür, gaflet anında son darbeyi vurursunuz. Tabii burada da defans hattı ileride olur. Stoperlerden en az biri teknik ve çabuk olmalıdır. Ön alanda top kaybı sırasında 3-5 saniyelik pres gerekir. İki 8 numarayla oynandığı için de ciddi risk barındırır. Yüksek gerilim hattı gibi sürekli heyecan ve tempo görürüz. Ama futbolcu ve izleyen zevk alır. İşte bu etkileşim sizi Pereira’nın ortaladığı, Novak’ın kafayı çaktığı döneme götürür.

Geçiş oyununa gelelim

İki hücum sistemi anlattık. Şimdi geçiş odaklı yapıya gelelim. Bu yapının en modern hâllerinden biri Tekke’nin kurmaya çalıştığı yapıydı.

Hoca uygulamasını beceremedi. Bana göre bunun temel sebebi, kontrol mekanizmasını yeterince gevşetemeyip savunmayı ileri çekme riskine girememesiydi. Santrfor tercihi de bunun üzerine tuz biber ekti. Topun temposunu, yani hızlı pası yeterince yapamamak da rakibin kolay önlem almasını sağladı. Dolayısıyla takım hücuma çıkamadı.

Oysa geçiş odaklı bu sistemde savunmayı ileri çekip hücumda santrforsuz veya ön alan presi yapabilen bir santrfor kullanarak takım boyunu kısa tutabilir, senkronize ve kompakt bir yapı oluşturulabilirdi. Bu yapı size pekâlâ yeterdi. Yapının ana plan rakibi üzerinize çekip arka alanda oluşan boşluklara hızlı geçiş yapmaktır. Bunun için orta sahada basit oynayan Fabinho tarzı bir 6 numara ile dikine top sürebilen Bouchouari yeterli olabilir. Hatta iki 6 numarayla bile bunu yapmak mümkün. Oyun enine genişletilip takım boyuna daraltıldığında rakibin savunmayı geniş bir alana kurmak zorunda bırakırsınız. Bu da hem rakip alana yerleşmeyi kolaylaştırır hem de rakibin temaslı oyununu etkisizleştirir. Oluşan boşluklar da doğru setlerle hücum yapılmasını sağlar.

Özetle…

Hangi sistem olursa olsun uygulama önemli.

Ve bütün sistemlerde orta saha kritik bölge.

Takım boyunu kısa tutmak, kompakt oynamak, bölgesel savunma yapmak ve rakibi hataya zorlamak; hangi sistemi oynarsanız oynayın uygulamanın temel unsurları.

Ben genelde kendi yorumumu çok yapmadım. Tespitlerimi söyledim. Soruların cevabını bile net yazmadım siz karar verin diye...

Son cümlem temennim olsun:

Ben sokak futbolunu seviyorum.

Coşkulu, hızlı, izleyenin de oynayanın da zevk aldığı sokak futbolu…

NOT: Biraz uzun ve sıkıcı oldu buraya kadar geleni tebrik ediyorum:)