Artık teknik, taktik zamanı değil.
Zurnanın zırt dediği yere bile tur bindirdik.
Bir ay önce, ikinci hazırlık maçında ne gördüysem, ne yazdıysam aynı noktadayız. Bir adım bile ileri gidilemediği gibi, 2-3 adım geriye düşülmüş.
Ve bu durum, zaman geçtikçe psikolojik bir travmaya dönüşüyor. Fatih Tekke bunu göre göre hiçbir şey yapmadan izliyor.
Trabzonspor’da bu süreci daha önce de gördük. Her kupadan teker teker elendikçe yeni hedefler koyarak, yeni masallar dinleyerek tarihin en pahalı kadrosuyla rezil bir sezonu yaşamıştı.
O enkazdan ancak 2 yıl sonra kurtulduk derken aynı çıkmaz sokağa girdik.
Bu günleri tahmin ettim ama gücüm de sözüm de yeterli olmadı. İtiraf edeyim, “belki olur” diye umut bile besledim. Üstelik hoca gelmeden “Avcı’nın bir başka versiyonu” diye yazdığım hâlde umut bağladım.
Sevdiklerim Avcı benzetmesine itiraz etti ve bana kırıldılar. “Göreceksin” diyerek hocanın adına büyük konuştular, onlar da olacak hayalleri kurdular.
Bari onları haklı çıkarsaydın be hocam!
Artık kabul et.
Senin ana planın küçük takım organizasyonu. Bunu büyük takıma evirmek olmuyor, tutmuyor.
Aynı rüyayı gören Abdullah Avcı da “dominant, agresif, güçlü” masallarıyla kandırıp her istediğini aldırdı. Ama o da olmadı, tutmadı ve bir enkaza dönüştü.
Aynı süreci tekrar tekrar yaşıyoruz.
“Tek farkı kulüp yüksek borca girmedi” diyebilseydim keşke. O ifademi bile, ne yazık ki itiraz edemediğin Ertuğrul Doğan ile birlikte elimden aldınız.
Ortada kalan şey daha büyük bir enkaz.
Sadece teknik anlamda değil.
Bunu da zaten zaman gösterecek.
Kızma, darılma hocam…
Bu cümleler, seni seven ve büyük bir hayal kırıklığı yaşayan kişilerin içinde sakladığı ve yaraya dönüştürdüğü ifadeler. Ha bugün, ha yarın düzelecek umuduyla besledikleri duyguların dışa vurumu.
Olmuyor hocam, olmayacak.
Olacağına dair minicik bir emare bile kalmadı.
Ha, bu saatten sonra kayıtsız şartsız agresifçe destekleyenlerin biraz daha sabır dilenecek. Bu işi düzeltecek olan yine Tekke söylemleriyle bahane üretecekler ama Musa Eroğlu’nun dediği gibi:
“Yolun sonu görünüyor.”
Bu garabet kontrollü oyunun varacağı maksimum yer; savunma yapıp kontradan 3-5 puan fazla almak.
Yani tipik bir orta sıra takım planı.
Ve bu planın bir zirve oyununa dönüşeceğine inanmıyorum.
Avcı gibi, rakiplerin tökezlediği bir ortamda belki sana kupalar kazandırır ama asla herkesin beğendiği güzel bir oyuna evrilmez.
Güzel olabilmesi için risk olmalı, kaos olmalı, duygu olmalı. Oynayan da izleyen de zevk almalı.
Bunların hiçbiri yok!
Bu plan kontrol üzerine.
Kontrol, futbolun sanat kısmını öldürüyor. Sanatın olmadığı hiçbir alanda güzellik yer bulmaz.
Peki, “Niye hep destek oldun?” diyecektir devamlı takip edenler.
Buna sık sık cevap veriyorum ama ilk defa okuyanlar için tekrarlayayım.
“Madem sevdiğimizi alamadık, aldığımızı sevelim” dedik.
Hep destek olmaya, hep yol göstermeye çalıştık.
Rıza Tevfik’in dediği gibi:
“Bir çürük iple hülya dizmişiz.”
Olmadı.
Olacak gibi durmuyor.
Olmuyor be hocam, olmuyor.
Değiştirme iradesi ve cesareti görebilsek “olacak galiba” deriz ama o ışık da yok!
Vardığımız nokta; kabul edilmeyen bir istifa ve milyonlarca hayal kırıklığı.
Alınan enkazın üzerine inşa edilen başka bir enkaz.
Hatta bu enkaz, düzeltilemeyecek kadar kırılgan ve karmaşık.
Bu güne kadar düzeltemediğin hangi şeyi, bu saatten sonra hâl yoluna koyacaksın?
Transfer de bitti.
Yerine gelecek kişinin de önünü ve sistemini de tıkadın.
Buyur hocam sendeyiz!
Abdullah Avcı’nın enkazının altına giren ve sana bir tünel açan, beğenmediğin teknik adam; hiçbirini istemediğin o kadroyla, senin 1,5 yılda ortaya koyduğun oyunun 10 katı daha güzelini bize sunmuştu.
Hadi göster hocam iyi bir oyun da biz yanılalım. Oldu ve olacak diyelim.
Belki az puan almıştı ama o kadroyla maksimum oyunu görmüştük.
***
Teknik taktik işine girmeyeceğim dedim ama ana mesele zaten teknik taktik.
Birkaç cümle kurmak da icap eder.
Konuyu bilmeyen “Neyi yanlış yapmış hoca?” der.
Kötü ayaklı stoperlerle geride bu kadar pas yapılır mı?
Tamam, bu oyunun ana aksı pas. Bunu kabul ediyorum.
Ama olmadığını gördüğün hâlde niye ısrar ediyorsun be hocam?
Dünyanın en ağır santrforuyla geçiş kovalanır mı?
Dünyanın en formsuz golcüsü, üstelik aylardır enkaza dönüşmüş biriyle yola çıkılır mı?
Vefa mı, mecburiyet mi?
Kim bununla oyna diye zorluyor hocam?
“Başka oyuncum yok” bahanesine sığınacaksan santrforsuz oyna.
İlk de olmayacaksın, son da.
Üstelik dünyanın birçok iyi takımı santrfor kullanmadan menzile ulaşıyor.
Bu arkadaşla menzile varmayı bırak, düz yolu şaşırırsın.
Formsuz da olsa 11’de oynayacak diye sözleşmesi mi var?
Yara kangren olmuş. Kes, kopar.
Vefa zamanı değil. Sen cefaya yürüyorsun ve ömrün boyunca “Ben ne yaptım?” diye kendi kendini bitireceksin.
Bu saatten sonra düzeleceğine inanmıyorum.
Hocanın maç sırasında bir görüntüsü TV’ye yansıdı. Maça bakıyordu ama görmüyordu.
“Ben niye döndüm?” diye düşünüyor ve bu kararın muhasebesini yapıyordu.
İlk yarı biterken attığım tweetle kapatayım.
OLMAYACAK!!!!!




