Trabzonspor’un unutamayacağı bir günün tarihidir 10 Şubat 2019.

22 yaşındaki kaptanın 18’lik kaleci kardeşinin gözyaşlarını silen o fotoğrafın çekildiği günün tarihidir 10 Şubat 2019.

Bakıp göremeyen, gördüğünü çalamayan, çaldığının arkasında duramayan bir hakemin kendi ayağına sıktığı bir günü anlatır 10 Şubat 2019.

Dünya tarihinde belki de ilk defa bir futbol kulübünün bir hakemi korumak zorunda bıraktığı maçın tarihidir 10 Şubat 2019.

Mazlumun ahının yerde kaldığı bir tarihtir 10 Şubat 2019.

10 Şubat 2019, bir düdüğün dünyanın en iyi planını bile nasıl bitirdiğini bize öğretti. Gençler bu travmayı yaşamamalı!

İşte o günkü rakiple bu hafta yine kritik bir maça çıkıyor bordo mavililer.

Trabzonspor nasıl oynamalı, nasıl bir plan yapmalı” diye teknik bir analiz için oturdum klavye başına. Fakat aklıma geçmişte İstanbul’da yaşanan maçlar gelince analizden vaz geçtim.

Çünkü Galatasaray zirveye oynuyorsa ve maç İstanbul’daysa sonucu hep hakem belirler. Dünyanın en iyi planı en iyi taktiğini de uygulasan, dünyanın en iyi takımını da kursan, bir düdük her şeyi bitiriyor 10 Şubat 2019’daki gibi.

Sadece bu tarih değil tabii ki!

40 yıldır izlediğim bütün Galatasaray deplasmanları sancılı geçti. Trabzonspor hak emenlerin bıraktığı ağır yaralarla kim bilir kaç sezonu pas geçti!

Onlarca örnek var ama bu ikisini saçları dökülen veya ağaranlar hatırlar. 😊

Talat Tokat ile başlayayım. 80’lerin başıydı. Ali Sami Yen’de 2-0 öne geçmişti Trabzonspor. Zannedersem Tuncay atmıştı golleri. İlk devrenin sonuna doğru Osman savunma arkasına atılan topla bir gol daha buldu fakat Talat Tokat devreye girdi ve gerekçe olarak ofsayt işareti yaptı. Halbuki Osman kendi sahasından çıkmıştı. İtiraz eden Tuncay’a sarı kart gösterip 5-10 dakika sonra da fırsatını bulup oyundan atmıştı Tokat. (Trabzonspor, Tokat ailesinden çok çekti mi diyorsunuz?)

İkinci örnek ise 90’lardan. Yine Ali Sami Yen ve yine tribündeyim. Hakem Ahmet Çakar. O kadar çok pozisyon oldu ki, tek tek yazamam ama Bülent’in futbol yerine boks için sahaya çıktığını hatırlıyorum. Maç sonrası “Kale Arkası” programında Hıncal Uluç ve Erman Toroğlu tek tek pozisyonları değerlendirmiş ve sonuç olarak 14 veya 17 kritik kararın hepsinin Galatasaray lehine olduğu söylemişti. 3-4 kırmızı, 3-4 penaltı pozisyonu vardı bu yanlış kararların içinde. Daha sonraki yıllar Ahmet Çakar uzun süre Trabzon’a gidememişti. Hakemliği bıraktıktan sonra da günah çıkarmıştı. Zaman zaman bahanesini söyleyerek anlatır.

Girişte yazdığım Ümit Öztürk ve hala hafızalarımızda tazeliğini koruyan Deniz Ateş Bitnel’i veya geçen yıl muhteşem oynayan Şenol Güneş’in 11’ine Kadir Sağlam’ın yaşattıklarını detaylandırmaya gerek yok herkes hatırlar.

Bu durum sadece Türkiye’ye has değil. Dünyanın her yerinde yaşanıyor muhtemelen futbol olduğu sürece de devam edecek. Real Madrid veya Bayern Münih taraftarı bundan rahatsız olup isyan etmedikçe de devam edecek. Kayrılmaktan utanmayan bırakın kayrılsın.

Artık geride kalmış kimseye bir faydası olmayan bir hikâye anlattıklarım. Futbol takımları önlerine bakmalı. Geçmişi hatırlayarak geleceğe yön vermeleri lazım. Sadece geçmişte yaşanılan sıkıntılar ve sonrası yaşanacak travmaların engellemek adına hatırlamak iyidir.

Çünkü Trabzonspor’un elinde genç bir kadro var ve henüz dönemeç noktalarında nasıl davranacağını bilmiyor. Bu da yaşanacak olumsuz hâllerde kırılmalara ve motivasyon kaybına sebep olur. Olumlu bir skor bile özgüven getireceği gibi “ben oldum” psikolojisine sokup gidişatı etkileyebilir.

Hani her takıma birkaç “ağabey” lazım diyoruz ya. İşte burada onlar devreye girer. Okay, Savic, Onana, Visca gibi attan düşmeyi öğrenen, bu kırılma noktalarını defalarca yaşamış olanlar tecrübelerini kardeşlerine aktarmalı.

Çünkü Türkiye’deki hakemler en çok gençler üzerinden maça tesir eder. Bir gencin heyecanından yararlanarak çok kolay oyundan atar veya sarı tehdidini kullanarak coşku ve temposunu düşürür. Buna yine İstanbul deplasmanından bir örnek verelim;

Bir Fenerbahçe maçında Aykut Akgün’ü yakalayan Cüneyt Çakır sebepsiz yere atmış rakip takımdaki Gökhan Gönül bile isyan etmişti.

Özetle; İstanbul’a gidiyorsan ve Galatasaray da zirveye oynuyorsa; sonuçtan önce takımın yara almamasını sağlamak ve skoru kabullenmek gerek. Ancak bu durumda sonraki günlerin hikâyesi zarar görmez. O maçta veya skorda kalınırsa takım ve şehir etkilenir. Bir girdaba düşer ve içinde kaybolur. Ve her şeye yeniden başlamak zorunda kalır.

Skor olumsuz olursa konuşmak yerine susmak ve maç bittiği anda unutmak lazım. Çünkü bundan sonraki maçlara o psikolojiyi taşımak daha zararlı olacaktır. Skor olumlu ise; sevinci fazla uzatmadan normal bir galibiyet gibi düşünüp bir sonraki maçın hazırlıklarına başlamak gerek. Özellikle yönetici ve oyuncu tayfası hakem işlerine girmemeli. Çünkü bu takımı etkileyen birinci faktördür. Bunu Fenerbahçe 11 yıldır yaşıyor. Ve hiç sonuç alamıyor.

Taraftar ve medya gerektiği yerde gerektiği kadar hakem konuşuyor zaten.

Ancak böyle bir yöntemle önünüz aydınlık olur.

Tecrübeliler iş başına!