Büyük bir takım teknik direktörlüğü, yalnızca saha içi ile sınırlı olmayan çok katmanlı bir iştir. Trabzonspor gibi köklü, tutkulu ve beklentilerin zirvede olduğu bir camianın başında yer alan Fatih Tekke gibi isimler, bu görevin sadece teknik bir iş olmadığını; aynı zamanda liderlik, iletişim ve kriz yönetimi açısından ciddi bir imtihan olduğunu bilmek durumundadır.

Yeni göreve başlayan bir teknik direktörü eleştirmek ya da başkalarıyla kıyaslamak adil olmaz. Ancak gördüğüm bazı iletişim eksikliklerine dikkat çekmek istiyorum. Umarım bu makale, bir eleştiri değil; samimi bir dost tavsiyesi olarak görülür.Küçük bir kulüpte hocalık yapmakla, Trabzonspor gibi büyük bir camianın başında olmak arasında dağlar kadar fark vardır. Bu fark yalnızca taraftar sayısı, maddi imkânlar ya da medya ilgisiyle sınırlı değildir. Asıl mesele; sorumluluğun ağırlığı, her hareketin büyütülmesi ve her sözün potansiyel olarak kelebek etkisi oluşturabilmesidir.Büyük takım atmosferinin öne çıkan bazı özellikleri şu şekildedir:

  • Küçük bir kulüpte gözden kaçabilecek bir söz, mimik ya da taktiksel hata; büyük bir camiada manşet olur.
  • Taraftar, medya gibi birçok odak her yanlışı, her hatayı, her ayrıntıyı sonra kullanmak için kaydedip buzdolabına kaldırır.
  • Küçük hatalar, büyük kulüplerde büyük kırılmalara yol açar. Teknik direktörün bu dalgaları sakinleştirmek için olağanüstü bir soğukkanlılığa sahip olması gerekir.
  • Büyük takımlarda söylenen her söz, yapılan her hareket; sadece o anı değil, haftalar süren gündemleri belirler.
  • Başarılı bir hoca, yalnızca taktik tahtasında değil; oyuncu ilişkileri, kriz yönetimi ve camianın ruhunu okuma konusunda da ustalık sahibi olmak zorundadır.

Bu sebeplerden dolayı büyük takım hocalığı, bir meslekten çok bir yaşam biçimidir.Peki, bu zorlu görevi başarıyla yürüten bir teknik direktör nasıl olmalıdır?

  • Taraftarın, medyanın ve yönetimin nabzını tutar. Mesajlarıyla hem camiayı birleştirir hem de takımın motivasyonunu artırır.
  • Kritik anlarda sakinliğini korur; söz ve duruşuyla güven verir.
  • Medyanın tuzak sorularını ustalıkla savuşturur; kelimelerini bir kuyumcu titizliğiyle seçer.
  • Yıldız oyuncuların egolarını yönetirken, genç oyuncuların heyecanını doğru şekilde kanalize eder. Takımı bir orkestra gibi uyum içinde tutar.
  • Hassas konularda ne oyuncuları kırar ne de lafı dolandırır. Yapıcı, dürüst ve net bir üslup benimser.
  • Bazen bir psikiyatr gibi teşhis koyar, bir psikolog gibi yol gösterir; ama her zaman bir motivasyon ustasıdır. (Unutmayalım, ülkenin en önde gelen teknik adamları Terim, Güneş ve Denizli’nin zirveye çıkışının sırrı, "gaz verme" sanatında yatar.)
  • Yönetimle profesyonel bir ilişkisi olur. (Ünal Karaman ve Abdullah Avcı dönemlerinde yaşanan tecrübeler, bu mesafenin önemini açıkça ortaya koymuştur.)

Tekke, göreve geldiğinden beri Sikan’la ilgili soruların hedefinde. Ancak verdiği cevaplar doyurucu olmadığından tekrar tekrar gündeme geliyor. Hocanın “Sistemime uymuyor” ya da “beğenmiyorum” gibi net bir duruş yerine, “tecrübesiz” gibi kolayca çürütülebilecek bir argüman öne sürmesi, doğru bir yöntem olmadığını muhtemelen kendi de kabul edecektir. Üstelik bir de profesyonel maç tecrübesi olmayan genç oyuncularla Sikan’ı bir tutması, oyuncuyu kamuoyu önünde rencide etme anlamına gelir. Bu iletişim kazasını düzeltmek hocaya düşüyor. Aksi takdirde, Sikan oynasa da yedek kalsa da tartışmalar sürecek, taraflar zarar görecek ve inatlaşma artacaktır.

Özetle;

Büyük takım hocası olmak birçok vasıf gerektirir. Fatih Tekke’nin böyle bir potansiyeli olduğuna inanıyorum, ancak iletişimdeki bu çatlakları gidermesi hem kendi yolculuğu hem de Trabzonspor’un geleceği için önemli.Umarım bu satırlar, bir eleştiri değil, bir dost tavsiyesi olarak görülür ve bir kıvılcım çakar. Yapıcı bir değişime vesile olur.