Bir hayal daha Alanya’da bitti…
2019-20 sezonunda, yine bu haftalarda Alanya’da Bakasetas’ın son dakikada attığı golle hayal olmuş ve o beraberlik sonrası takım bir türlü dikiş tutmamıştı.
Trabzonspor, geçen haftaki Galatasaray galibiyetinin morali, coşkusu ve heyecanı ile hedefe bu kadar yaklaşmışken; Fatih Tekke’ye göre iyi, bana göre ise kötü bir oyunla eline kadar gelen fırsatı ne yazık ki elinin tersiyle itti.
“Pozisyon üretmekte sıkıntımız var” diyen Tekke’ye soralım:
- Bu maçta beraberlik ile mağlubiyet arasında ne fark vardı?
- Kazanmak için riske girmeye değmez miydi?
- O riski alacak cesaret mi yoktu?
- Kaybedince arkadan biri mi yetişecekti?
- Umut Nayir saha kenarında ise, atak oynayacaksan ve rakip kapanıyorsa; ceza sahasına hâkim, fiziğiyle ve yüksek toplardaki becerisiyle bilinen, stoperlerle kavga edebilecek bir santrfor gerekmez miydi?
- Son dakikalarda bile “al gülüm ver gülüm” yaparak kontrollü oynamak yerine, topu tüfeği sırtlanıp hücuma gitmek bu kadar zor muydu?
- Nwakaeme’siz başlayıp rakibi yorduktan sonra oyuncuyu sahaya sürmek daha efektif olmaz mıydı?
"Sadece yetenek yetmez, kalbinizi ve ruhunuzu sahaya koymalısınız" Diego Simeone
Hocam, özellikle son düzlükte; oyun disiplini, set, kontrollü ve risksiz pas gibi kalıplar ikinci planda kalır. Çünkü puan artık aslanın ağzındadır. Kazanmak için yüksek pas hızı ve risk gerekir. Trabzonspor’un yaptığı gibi “al gülüm ver gülüm” pasları savunmak dünyanın en kolay işidir ve rakibin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz. Elbette sadece hız yetmez; motivasyon, coşku ve hırs da gerekir. Başka türlü kale önüne otobüs çekip kontratak arayan takımlardan galibiyet çıkaramazsın.
"Futbol hata oyunudur. Tüm hataları yapan kazanır." – Johan Cruyff
O bir puan için rakip yere yatar kalkmaz, faul yapar, kendini atarak hakemi kandırmaya çalışır. (Dün Enes bunu birkaç defa yaptı.) Şampiyonluğa oynayan bir takıma çelme takmanın hazzı başkadır. Onun için bu tür maçlarda coşku, motivasyon, hırs ve risk üst düzeyde olmalı. Çünkü ataların dediği gibi “evdeki hesap çarşıya uymaz.”
Futbol matematik gibi değildir. Çok hesap yapıp, çok plan yapıp, doğru konumlanıp kontrollü ve düzenli bir oyun sergilemek her zaman sonuca götürmez. 1 puana razı olan Alanyaspor değil, karşındaki bir halı saha takımı da olsa kilidi açmak zordur. Hele ki 1-0 öne geçip üstüne yatmaya çalışmak ayrı bir garabet... İkinci golü aramadığında ve bulmadığında o risk hep bakidir.
Girişte bahsettiğim Alanya maçındaki gibi son dakikada gelen bir şans golü her şeyi bitirir; rakibin lacivert-turuncu giyen Trabzonlu teknik adamını, sanki Dünya Şampiyonu apoleti kazanmış gibi sevindirir.
Onun için şampiyonluğa oynuyorsan tek planın “hücum” olmalı…
"Futbolda en büyük risk, hiç risk almamaktır." Pep Guardiola
Hocam, “iyi oynadık” dedin ya, onunla bitirelim!
Benim ölçülerimde o iyi oyunu dün değil, uzun zamandır görmüyoruz. Ben eski kafalıyım; kontrollü oyun yerine sokak futbolunu tercih ederim. Çünkü o zaman oynayan da izleyen de futboldan zevk alır; saha kenarında tırnaklarını yiyecek zaman bile bulamaz. Coşkusu, heyecanı, lezzeti ve bilinmezliği olur. Ünal Karaman döneminden sonra bir defa gerçekten iyi oyun gördük, o da ne yazık ki İstanbul’daki 4-3’lük Galatasaray maçıydı. Şampiyon olan takım dahi ancak birkaç sihirbazın ayağıyla güzellik ortaya koyabildi. Onlar olmayınca futbol da yoktu.
Bana göre iyi futbol, şampiyonluktan evladır.
Kazanmak için riske girmenin önemini anlatan bir Şeyh Şamil sözü ile bitirelim: Sonunu düşünen kahraman olamaz!




