Bugün teknik adamlar ile başlamak istiyorum.
Başakşehir–Trabzonspor karşılaşmasında Nuri Şahin ile Fatih Tekke’nin iki kritik hamlesi maça etki etti. Birinin bilinçli diğerinin ise mecburiyetten olduğunu düşünüyorum.
Bilinçli karar, Şahin’in 10 kişi kaldıktan sonra savunmayı üçleyip defans hattını kaleden uzağa çekmesiyle aldığı risk oldu. Bu sayede eksik olmasına rağmen hem alan daraltıp maçın kontrolünü uzun bir süre elinde tuttu hem de skor üstünlüğünü kazandı. Karşılaşmanın son dakikasına kadar alınan bu risk oyun olarak meyvesini verdi ve Başakşehir’e başı dik bir oyun çıkarttı. Nuri Şahin ve talebeleri 10 kişiyle yaptıkları bu mücadeleden dolayı tebrik ediyorum.
Tekke karşı hamle olarak savunma arkasına koşu yapabilecek olan Sikan’ı devreye soksaydı “Şahin bu riske ne kadar daha devam edebilirdi” sorusu zihnimin bir kenarında hep kalacak!
“Eğer yaşamında hiçbir başarı yoksa, yeteri kadar risk almamışsın demektir.” — Horatio Nelson
Mecburi hamle ise Trabzonspor adına maçın dönüm noktasıydı. Falcorelli’nin sakatlığı sonrası orta sahanın tek başına Oulai’ye bırakılmasıyla alınan risk, Muçi ile hücuma bir kişi fazla çıkılmasını sağladı. Bu da son dakikada da olsa 3 puanı getiren önemli bir hamleydi. Tekke’nin bilinçli verdiği karar ise, hücuma destek olması beklenen Pina’nın hızını kullanıp savunmaya yakın tutması ve rakibin beklemediği Batagov’u hücuma destek vermeye çıkarmasıydı. Aslında maçın kahramanı Muçi değil Batagov olmalı.
Özetle iki teknik adamın aldığı iki riskli karar, maçı güzelleştirmenin yanında skoru da son dakikaya kadar dengede tuttu. Hayatın her alanında olduğu gibi riski alacak cesareti göstermek her zaman kazandırmasa da insanın başını dik tutar.
“Cesaret, çoğu zaman imkânsız görüneni mümkün kılar.”— Sun Tzu
Trabzonspor’un oyun yapısına dönelim. Geçen hafta 7 iç saha maçının üçünde puan kaybı olduğunu, kazanılan maçlarda da şans faktörünün devreye girdiğini yazıp Fatih Tekke’nin oyun yapısının bu durumun ana sebeplerinden biri olduğunu anlatmıştım. Başakşehir karşısında bunu yine gördük ve yaşadık. Rakibin erkenden 10 kişi kalmasıyla deplasman maçı iç sahaya dönüştü. Belki 11–11 olsa Tekke için daha kolay bir karşılaşma olabilirdi. 10 kişi kalan rakip iyi kapanınca Tekke yine çözüm üretemedi.
Çünkü ana felsefe güvenliği birinci planda tutmak. Yani kontrollü olup riski alamamak. Risk almayınca da havanda su dövmekten öteye gidilmiyor. Ya dünkü gibi bir sihirbazın çıkıp sonucu senin lehine bağlamasını bekliyorsun ya da şans eseri bir gol peşinde koşuyorsun. Cesur olup risk almak, başarmanın ön koşulu.
Dünyanın en iyi takımı da olsanız kapanan bir rakibe karşı çözüm üretemeyince mutlu sona ulaşamazsınız. Liverpool, açık ara şampiyon olan kadroya çok önemli takviyeler yapmasına rağmen bu tür rakiplere karşı büyük sıkıntı yaşıyor. Çünkü o da güvenli oynayıp geçiş arayarak, rakibinin hatasını kollayarak buralara kadar geldi. Ama artık rakipler onu tanıyor ve “al topla sen oyna, sen hata yap” diyor. Ve Arne Slot çaresiz.
“Korkaklar güvenliği, cesurlar ise fırsatı görür.”— Publilius Syrus
Tıpkı Trabzonspor’un 2 hafta sonra oynayacağı Beşiktaş’ın şu anki durumu gibi. Sergen Yalçın’ın da topladığı puanların çoğu topu rakibe verip ya geçiş ya da rakibin hatasıyla bulduğu gollerle olmuş. Galibiyet almak zorunda olduğu bütün maçlarda ise topla oynamaya kalktığında hata yapıp puan kaybediyor.
Özetle büyük takım, hücum üstüne bir plan üzerine inşa edilmeli ki zirve yarışı yaptığında ve rakipler kapandığında çözüm üretebilsin.
Bunun için gerekli olan formül ise;
- Risk alacak cesaret
- Hızlı savunma oyuncuları
- Topu kolay kaptırmayacak yetenekli ayaklar
- Rakibe oyun kurdurmayacak kadar ön alan baskısı yapabilecek hücum oyuncuları
- Topu kaybettiğinde 5 saniye içinde geri kazanmak
- Aç, hırslı ve aidiyet duygusu yüklü oyuncular
Umarım Fatih Tekke, kendi planını bu tür oyuncularla dönüştürüp zoru kolay hale getirir. Sağlıcakla kalın…




