Sizi bilmem ama kadro açıklandığı an kupa finalinden umudum kalmamıştı.
Bu umutsuzluk, rakibin gücüyle ilgili değil; dört gün önce oynanan maçın bıraktığı hissiyatla alakalıydı.
Fatih Tekke, ilk maçta teknik olarak iyi bir 11 belirlemişti. Kısmen de başarılı oldu.
Yapması gereken, o ilk devrenin üstüne biraz tuz biber ekip tadını artırmaktı.
Fakat Hoca, iki maçın öncesinde yaptığı plana sadık kaldı, ilk karşılaşmanın öğrettiklerini dikkate almadı ve kupa maçına hantal bir 11’le çıktı.
Oysa bu 11’in neler yapabileceğini daha önce görmüştük.
Sezonun ilk maçında, aynı kadroya yüksek motivasyon ve yüksek risk barındıran cesur bir oyun planlayan Şenol Güneş, rakiple dişe diş, göze göz oynayarak bu kadronun yapabileceği maksimumu göstermişti.
O zaman bile skor gelmemişti ama bu kadar rezil de olmamıştı.
Durum şu:
Tekke hâlâ elindeki kadroyu tanıyamamış.Bu kadar hantal bir 11’le, hız ve çabukluk üzerine kurulu Galatasaray gibi bir takım yenmek için sahaya çıkmak, oturulan koltuğu dolduramamak anlamına gelir.
Yani:
Plan yanlış, kadro yanlış… İçimden gelmiyor ama hoca da yanlış.
Dünyanın her yerinde rakip güçlüyse, zayıf takım en basit planı uygular.
Neydi o plan?
- Kazanmak için kurallar dâhilinde çirkeflik yapıp çamura yatmak,
- Sık sık yere yatıp zaman geçirmek,
- Sert oynayarak faullerle oyunu yavaşlatmak ve tempoyu düşürmek,
- Rakibi sinirlendirip maçın havasını değiştirmek,
- Kontrolü ele alıp psikolojik üstünlük kurmak.
Yani rakibi oynatmadan oyalayarak, kuralları biraz esnetip hedefe ulaşmak.
Bütün bunlar futbol adına doğru değil elbet ama sorumluluk makamındakiler için bir kurtuluş reçetesi.
Ey Tekke, bu tek maç, ucunda kupa var! Kimse “kötü oynadın” demez, sonuca bakar.
Telafisi olan maçlarda elbette iyi oyun ararız skoru alsan da “döveriz.” Ama böyle maçlarda skora oynanır. Sonuç hem seni getireni hem de seni kurtarır.
Bu kadro mühendisliğinin kötü olduğunu belki bin kere yazdım.
Yanlış ellerde, yanlış seçimler ve yanlış transferlerle kurulan; “güvenli oyun” denilen garabete göre şekillendiğini ifade ittim.
İlk resmi maçta hayal kırıklığı yaşadım, Rapid maçlarında umudumu kaybettim.
Geriye dönüp yazdıklarıma baktım:
On ay evvel Slovak takımına karşı pozisyon üstüne pozisyon veren, Rapid karşısında tel tel dökülürken “Bu takım duran toptan başka gol atamaz. Atarsa da şans olur,” yazmışım.
Güneş geldikten sonra bir-iki maç motivasyonla iyi oyun oynanmış ama skor gelmemiş.
Sezonun altıncı haftasında bu kadrodan bir şey olmayacağını söyleyip, “Vur baltayı, inceldiği yerden kopsun hocam,” demişim.“Devre arasına kadar bu böyle gider,” diye defalarca yazmışım.
Transfer mevsimi gelmiş, hoca ilk olarak stoper istemiş; ne hikmetse oyuncu Belçika ligini daha düşük ücrete tercih etmiş.
Orta sahaya çabukluk getirmek için oyuncu istemiş; alınmadığı gibi eldeki tek çabuk oyuncu Umut gönderilmiş.Güneş ne istemediyse alınmış.Ardından hantal kadronun bıraktığı kötü sonuçların faturası Güneş’e kesilmiş ve Tekke gelmiş.
Tekke duysun diye defalarca yazmıştım:
“Bu kadro başını yakar, en azından gençlere yer ver ki yenilsen de bahanen olsun.”
Bu saatten sonra ne mi yapmalı?
Çok geç kalınmış olmasına rağmen yapılacak şey belli:
Kadroyu tamamen dağıtıp yeniden kurmak.
Tabii bu, bir plan dâhilinde olmalı.
Bu plan, büyük takımın nasıl oynaması gerektiğini belirleyip o oyuna uygun oyuncu modelini tespit etmeli. 30 genç ve ucuz transferle yeni bir oyunun temeli atılmalı. Genç oyuncular elendikçe, piştikçe, sağlam atılan temel hedefe yürür.
Ama bunlar benim hayalim…
Peki, yönetim ne mi yapacaktır?
Yine mikro planlar yapıp maksimum sonuç bekleyecek!
Çünkü zaman daralıyor ve saatin tik-takları sonun yaklaştığını duyuruyor.
Sabrın tükendiğini bilen başkan, yine göz boyama yoluna gidecek.
Herkesin ağzına bir parmak bal çalıp umut pompalayacak. “Gökyüzünden daha çok yıldızımız olacak,” diye allayıp pullayıp sesi çıkan kitleyi susturacak.
Birkaç ihtiyar yıldız, birkaç rutin adam daha getirip iyi bir şey çıkmasını arzu edecek. Başkalarının 5-10 yıllık planlarla arenaya çıktığı bir ortamda, günübirlik planlarla rakipleri alt edeceğini zannedip bu yıl yaşadıklarımızı tekrar yaşatacaklar.
Son Söz
Yapı kötüyse, restore ederek belki günü kurtarabilirsin ama asıl hedefe yürüyemezsin.
Yani restorasyon değil devrim gerekli!
Onun için bu yönetim, bu kadro, bu yapı tamamen değişmeli.
Öze dönmeli, özün de özüne!
Daha iyi günlerde buluşmak dileğiyle…




