Bu makale Abdullah Avcı’nın futbola bakışını anlatır.
***
El işi bir halı ile makine halısı arasındaki farkı bilir misiniz?
Birinin desenleri simetrik ve kusursuzdur. Renkleri canlı, fiyatı daha ekonomik ve makineden çıkan bütün halılar ile bire bir kopyadır. Diğeri ise; insan emeğiyle, sabırla, ruhla ve gözyaşıyla dokunmuş bir sanattır. Her insanın elinden çıkan diğerine asla benzemez. Her halıda bir hikâye, her ilmekte bir hatıra vardır. (Aslında makaleye Fatih Kısaparmak’ın “Kilim” şarkısının sözleriyle girmek lazımmış. 😊)
İşte Abdullah Avcı ve o anlayıştaki futbol ile “sokak futbolu” arasındaki fark da dokuma halı ile el işi halı arasındaki fark gibidir. Birini izlerken sadece heyecan vardır ve skora bakarsın; diğerinde ise, bir kitap veya bir şiir okur gibi içine dalar, o maçı yaşarsın ve unutamazsın.
"
Sokak futbolunda öğrendiğim en önemli şey; bir kalıba sığmamaktır. Çünkü oyunun kalbi ritimdedir, robotik hareketlerde değil." Ronaldinho
Bu uzun girişi niye mi yaptım?
Abdullah Avcı’nın bir röportajına denk geldim, diyordu ki: “Yusuf Sarı çok yetenekli ama doğaçlama oynayan bir oyuncuydu. Bir gün bana, ‘Hamsik Napoli’de mi oynamış?’ dedi, ‘Evet,’ dedim. ‘Nasıl olur ya, çok kontrol pas oynuyor, hiç çalım atmıyor’ dedi.”
Yukarıdaki cümleler benim katılmadığım ve uzun süredir eleştirdiğim bir anlayışın itirafı. Abdullah Avcı’yı tarif ettiğim bir makalemde* şu cümleleri kurmuştum: Başında olduğu bir takımın maçını izleyen herkes; kenardan yaptığı talimatlara, el kol hareketlerine bakarak maçı PES oynuyormuş gibi yönettiğini görür. Oyuncuların özgür hareket etmesini istemez, onların “kuklacısı” rolünü üstlenir. Her anı, her hamleyi tarif eder ve yönlendirir.
"Futbol bir sanattır ve sanatçılara özgürlük verilmelidir, aksi takdirde sadece birer zanaatkâr olurlar." Arsène Wenger
Özetleyecek olursak; hoca, oyuncunun doğaçlama yapmasını veya risk alıp rakibi eksilterek pozisyon almasını hiç istemez. İdmanda veya maç toplantısında çizdiği setin dışına çıkamazsın. İlk bakışta makul bir istek gibi geliyor ama 20 yaşındaki çocukları bu kadar kalıba sokmaya çalışırsan hem yeteneği körelir hem coşkusu azalır hem de oyun iştahı kalmaz. Sadece bu kadarla kalsa yine iyi; futbolu makineleştirir; güzelliğini, coşkusunu ve sanatını öldürür. Geriye PES’teki otomatik maç gibi bir şey kalır. Ha tuttuğun takımın maçına gittin ha PES’te maç izledin, çok farkı olmaz!
Son makalemde Alanyaspor maçındaki Fatih Tekke’yi eleştirmemin altında yatan gerçek de bu. Tekke geldiğinde ilk cümlem, “Anlayışı Avcı ekolüne benzer” olmuştu.
"Fazla kontrol, özgünlüğün katilidir." Johann Cruyff
Elbette dilediğimiz ekolü tercih etme hakkımız var. Siz Avcı’yı beğenirsiniz, ben Güneş’in riskli ve oyuncuyu özgür bırakan heyecanlı, coşkulu ve her neticeye açık ekolünü. Yani sokak futbolunu.
Yukarıda bahsettiğim Avcı veya benzeri anlayışta olan futbol çok puan kazandırır. Çünkü daha temkinli ve kontrollü bir yapıdır. Önceliği savunma olur. Her atılan golde “idmanda çalıştığımız gibi gol attık” sözünü duyarsınız. Yenilen golü bile çalıştıklarını ama “beceriksiz” oyuncular yüzünden yediklerini ima ederler bu cümleyi kurarak. Oyuna duygusal bakmazlar. Duygusallıkları kendi kariyerleri üzerinedir.
Tabii kâr-zarar kısmına da bakmak lazım; çünkü biri çıkıp “Ama bizi şampiyon yaptı” diyecektir. Tercih meselesi. Benim için güzel oyun şampiyonluktan değerlidir. Çünkü o sahaya çıkanın görevi izleyiciye güzellik sunmaktır. Tiyatroya veya sinemaya gittiğinizde sonuca bakmaz; sadece hikâyeye ve rollere odaklanırsınız. Futbol da bir temaşa oyunu, bir sanattır.
Biz yine de teknik kısmına biraz girelim.
Kontrollü veya hocanın tarifiyle “güvenli oyun” iyi puan toplamayı sağlar ama son düzlükte sıkıntı yaşar. Alanyaspor maçında yazdığım gibi, son haftalarda puan aslanın ağzında olur. Rakip kale önüne duvar örer. Kazanmak için riske girmek ve hocanın küçümsediği “doğaçlama” oyuna ihtiyaç duyulur. Yetenekli olana verdiğin özgürlük sana şapkadan tavşan çıkartır. Ama sen yetenekli bir genci sezon boyunca dövmüş ve bir kalıba sokmaya çalıştıysan, son haftalar hep işkence gibi geçer ve finişi göremezsin.
"Şampiyonluklar unutulur ama sahada bırakılan o güzel hikâye sonsuza dek anlatılır." Ángel Cappa
Bu oyun anlayışında hata yapmaya müsait gençlere de çok yer yoktur. Bu anlayışın kalıpları içinde kalırsan ancak yüzüne bakılır sahada yer bulursun.
Özetle; sadece oyun güzelliği için değil, şampiyonluk hedefi olan bir takım için de bu anlayış doğru bir tercih değildir. Çünkü hedefe varmak zordur ve risk ister. Riske girmeyen bu anlayış, hedefe ancak şansıyla ve kalıba sokamadığı bir-iki yeteneğin ayakları ve zekâsıyla ulaşabilir. Bu da biraz tuzluya mal olur ve bir defaya mahsustur.
Sağlıcakla kalın…




