Site hazırlanırken İstanbul’dan Pep Guardiola rüzgârı geçti…

Bu rüzgârı es geçersek olmazdı. Biz de Şampiyonlar Ligi Finali’nin ışığında İspanyol hocaya ve son zaferine zum yapıp başarının sırrını çözmeye çalışalım.

Guardiola, Manchester City’nin başındayken yerel ligde her türlü kupayı defalarca almasına rağmen 7 yıldır Şampiyonlar Ligi’nde bir türlü muradına eremiyordu.

Geçen yıl çok yaklaşmış ama Real Madrid karşısında dominant bir oyun oynamasına rağmen “geçiş hücumu” uzmanı Carlo Ancelotti’nin tuzağına düşmüştü.

Pep’e bu mağlubiyet çok dokunmuş olmalı ki; sonunda doğru bildiklerini değiştirip pragmatik düşünmüş ve Abdullah Avcı’nın “Güvenli oyun” diye tarif ettiği savunma futboluna o da geçiş yapmıştı.

Teknik adamlığa başladığı günden beri 4-1-4-1 veya 4-3-3 gibi formasyonla dominant oyun tercih eden İspanyol teknik adam, sezon başındaki tozlu raflardan çıkardığı 3-2-4-1’i ile bu yılın farklı olduğunu ve asıl hedefin “en büyük kupa” olduğunu âdeta hissettiriyordu. Önce Premier Lig’i ve FA Kupası’nı bu model oyun ile müzesini götürdü.

Şampiyonlar Ligi’nde de rotasyonlu kadrolarla hiç mağlubiyet almadan yarı finale gelmiş ve karşısında geçen yıl kendisini finalden eden bu kupanın “Efe”si son şampiyon Real Madrid vardı.

Artık intikam vaktiydi ve iki maçta da “kedinin fareyle oynadığı” gibi maçın bütün kontrolünü elinde tutarak finale çıkmış, âdeta gerçek şampiyon Manchester City diye bağırmıştı.

Ardından İstanbul’un ev sahipliğini yaptığı final maçında “Güvenli oyun”un en kötü yüzünü gösterse de kupaya Rodri’nin tek golüyle uzandı.

Teknik pencereden bakarsak;

3-2-4-1 zor ve biraz da karmaşık bir sistem. Yapıyı oturmak ve uygulayabilmek uzun süre tekrar ister. Üstelik de iki iri savunma oyuncusu ile (John Stones-Rodri) orta sahayı tutması ve oyun içinde boşta kalan bek pozisyonlarının da dönüşümlü olarak güvenliğini sağlanması, olabildiğince çok çalışma gerektirir. Bu kadar kısa sürede bu seviyede oyun ve 3 kupa Guardiola’nın kazanmak için pragmatik baktığını gösteriyor ama bize başarının sırrını anlatmıyor. Belki başka bir formasyonla da aynı güvenli oyunu uygulayıp aynı sonucu alabilirdi.

Bence başarının sırrı; sadece sistem, oyuncu, teknik adam becerisi veya Guardiola’nın efsane hoca olmasını sağlayan insan yönetiminden herhangi biriyle açıklanamaz.

Sonuç olarak;

Guardiola ezberlenmiş sistemini değiştirmiş, kendini yenileyerek rakiplerinin önlem almasının önüne kesmiş, yıllardır beraber olduğu oyuncuları şampiyonluğa ve yeni kurguya inandırıp yeni sisteme adapte etmiş. Oyuncular da hocanın bu yaklaşımına hep beraber doğru dönüş yaparak çalışmışlar, birlik olup uyum göstermişler. Başkandan malzemeciye kadar bütün paydaşların voltranı oluşturduğu bir zafer ortaya çıkmış…

Sizi bilmem ama geniş pencereden bakınca Guardiola'nın başarısının sırrının ORGANİZASYON olduğu kanaatindeyim…