Yeni sezon hayırlı olsun diye başlayalım.
Yeni, kaybetmeyi alışkanlık haline getirenler için geleceğe ümitle bakmayı sağlayan sihirli bir kelimedir. Madem yeni sezon, “yeni bir şeyler söylemek lazım” diye oturdum klavye başına. Sağa sola bakındım, hafızamı yokladım, maçta gördüklerimi tekrar tekrar hatırladım ama Trabzonspor’da “yeni” diyebileceğim hiçbir şey bulamadım. Yıllardır ne gördüysek, aynı filmin tekrarını izliyoruz. Hani Kemal Sunal filmleri gibi güzel olsa, otur tekrar tekrar izle. Fakat Abdullah Avcı’dan kalma kabız oyun olunca, gitmiyor be abi! Aynı noktada debelenip duruyoruz. “Eski düzenden ‘yeni’ nasıl çıksın ki, niye kendini zorluyorsun?” dedi iç sesim. O da haklı. Eski tas, eski hamam, tellaklara kadar her şey yerli yerinde. Buradan yeni bir şey değil, yeni model kese bile çıkmaz.
Bunları düşünürken “Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez” misali, Fatih Tekke imdadıma koştu. “3 ORTA SAHA İSTİYORUM” diyerek zamanlaması ve sonuçları sıkıntılı bir konuşma yaptı. Ah hocam ah! En başta gür bir sesle ve şart koşarak bu cümleyi kursaydınız, şimdi başka şeyler hayal ediyorduk. Geç kalınmış, son derece haklı bir söylem ama umarım sizi zor durumda bırakmaz.
Çünkü yumuşatarak da söylese, artık bu sözlerin bir muhatabı var: yönetim ve mevcut orta sahalar.
Kendinizi yönetimin yerine koyun. Oyuncuları getiremediniz ve skorlar kötü gidiyor. “Hoca bas bas bağırdı, nerede orta sahalar?” sesleri yükselirken ne yaparsınız? Veya oyuncuları getirdiniz ama puan kayıpları devam ediyor. “Geç kaldınız, zamanında getirmediniz, takım o yüzden bu halde” denilmeyecek mi?
Özetle, her durumda sıkıntıya düşecek olan yönetim olacaktır. Bu da kendi çözümünü arayacağını gösterir ki, iyi bir noktaya varmaz gibi duruyor.
Kendinizi oyuncuların yerine koyun. Hocanız mealen “Bu orta saha işe yaramaz, tümden değişmeli” diyor. Nasıl hissederdiniz? Her olumsuzlukta bu sözler aklınıza gelmez mi? Neler yaparsınız?
Fatih Tekke ile ilgili ilk yazdığım makalelerden biri, Sikan meselesi odaklı iletişim sorunlarıyla ilgiliydi. Büyük takım hocası olmanın zorluğunu anlatmış ve söylemlerin nereye gittiğine dikkat etmek gerektiğinden dem vurmuştum. Görüyorum ki değişen bir şey yok.
Kamuoyu önünde yaşayanlar, yüzde yüz herkesin kabul ettiği doğruyu da söylese, zaman ve zemin onu yanlış bir yere götürebilir. Böyle durumlarda ortadan konuşup, birkaç anlama gelecek ve muhatabı belli olmayan cümleler kurmak gerekir.
Konuya derinlemesine girince, elbette birilerinin canını sıkacak bir durum oluşuyor. Ki, bu meselenin asıl sorumlusu yönetim. Açıklama yapması gereken de onlar. Ama susup hocayı öne sürmeleri veya hocanın açık açık transfer istemesini gerektirecek kadar zor durumda bırakmaları ayrı bir garabet.
Umarım benim anladığım gibi kimse anlamaz. Benim çıkardığımı çıkarmaz.




