Bir takımın hedefleriyle ortaya koyduğu oyun örtüşmüyorsa sıkıntı büyüktür. Büyük hedeflere yürüyenler sahanın her metresine kendi iradesini koyarak yol almalıdır.

Aklımdaki deli olmayan sorularla başlayalım: 😀

  • Trabzonspor lige gerçekten hazır mı?
  • Fatih Tekke’nin oyun kurgusu mutlu son için yeterli mi?
  • Şampiyonluk hedefleyen bir takımın sistemi nasıl olmalı?
  • Hücum futbolu oyuncu profili nasıldır?

İzlediğim 4 hazırlık karşılaşmasının bende bıraktığı ilk izlenim:

Trabzonspor'un geçen sezonun çok gerisinde olduğu. Herkes durumun farkında ama gerekçeleri farklı. Kimi kadro yetersizliğinden, kimi bireysel hatalardan dem vuruyor, kimi de faturayı teknik adamın oyuncu tercihlerine kesiyor. Benim teşhisim ise oyun sistemi.

Fatih Tekke’nin kullandığı bu yapı ülkemize İtalyan Montella ve Farioli ile girdi. Tipik bir orta sıra takımı stratejisi... Mantık basit: Top sizdeyken geride bol riskli pas yaparak rakibi üzerinize çekmek ve arkada oluşan boşluklara hızlı geçişlerle hücum etmek. Geride yapılan riskli paslar, aslında fare kapanına koyulmuş peynirden farksız. Rakip tuzağa düşüp çok adamla ön alana yüklenirse, savunma arkası koşular ve açılan koridorlar kullanılarak hedefe gidilir.Top rakipte iken ise, uzun süredir basketbolda olan ön alan baskısının futbol versiyonunu görürüz. Bölgesel bir ön alan baskısı yapılarak karşı takıma oyun kurdurulmaz ve hata yapması beklenir. Rakip o cendereden çıkarsa oyunu yavaşlatarak veya faul yaparak derhal toplu savunmaya dönülür.

“Tarih boyunca büyük takımların ortak bir özelliği vardı: Sahaya da topa da hükmettiler. Topa sahipken oyunu siz yönlendirirsiniz, savunurken de alanı siz kontrol edersiniz.” — Arrigo Sacchi

Bu sistemin, turnuva veya çift ayaklı kupa maçları için çok doğru bir strateji olduğunu düşünüyorum. Ancak mutlak kazanmak zorunda olduğunuz maçlarda işe yaramaz. Çünkü rakip kapanır ve senin hata yapmanı bekler. Siz de gol atmak için topla tüfekle gidince savunma kurgunuz zayıfsa çok rahat geçişten avlanırsınız.

Benzer bir yapıyı farklı oyuncu profilleriyle A Millî Takım’da da izliyoruz. Hücum etmek, oyunu yıkmak zorunda kaldığımız her maçta kilitleniyor; fakat arkasında geniş alan bırakan rakiplere karşı sonuç alıyoruz. Fatih Tekke’nin ana çatısı da ne yazık ki savunma ve geçiş üzerine kurulu. Defans bloğunu derine kuran takımlara karşı ilk golü bulamadığı sürece bu sistem hep tıkanmaya mahkûmdur. Malum, bir de Trabzonspor’un savunma kurgusunun ön alan presi karşısında sıkıntı yaşadığını buna eklersek durum hiç de iç açıcı gözükmüyor.

Peki bu sistemi bir hücum takımına evirmek mümkün mü?

Denemeden bilemeyiz. Ama asıl soru şu: Hocanın böyle bir niyeti veya arzusu var mı? Çünkü hücum futbolu risk almayı gerektirir. Hocanın oyun alışkanlığını değiştirmeyeceğini düşündüğüm için bu konuda tereddüt ediyorum. Ben ise hedef büyüdükçe bu oyunun pozitif yönde değişmesi, yani hücum futboluna evrilmesi gerektiğine inanıyorum. Aksi halde önümüzdeki günler birçok sıkıntıya gebe olabilir.

“Saldırıya uğramaktansa saldırmak daha iyiydi; bir maçı başkasına bırakmaktansa ona hükmetmek daha iyiydi.” — Arrigo Sacchi

Savunma Yaparak Şampiyon olmak!

Türkiye’de savunma yaparak kimse şampiyon olamaz. Olmuşsa da nadirdir. Genelde zirvede bitiren takımlar hücum oynar. Çünkü ortalama 2.2’nin üstünde bir puan gerekir. Bunun için de şampiyonluğa oynayanlar rakip sahayı mesken tutar. Rakip sahaya yerleşemeyenin bile bir planı olur. Örneğin maça hızlı başlayıp yüksek tempo yaparak 1-0’ı bulup kontrolü ele alır. Özetle zirveye oynayan hiçbir takım rakip gelsin diye beklemez. Hele sen şampiyonluğa oynuyorsan rakipler Çin Seddi kurar, mecburen sen gitmek zorunda kalırsın. Böyle bir seddi geçmeyi bilmiyorsan da kızgın yağlarla banyo yapıp dönebilirsen, dönersin! :)

Hücum Takımı Oyuncu Profili Nasıl Olur?

Hücum futbolu mutlak kazanmak üzere kurgulanır. Hani bazı teknik adamlar “Yediğimizden fazla atalım yeter” diye tarif ettiği riskli oyun modelidir. Bunun için de hem topa sahip olmak hem de bütün sahaya hâkim olmak gerekir. Dikine, yüksek tempolu ve riskli paslarla rakip savunmanın dengesi bozulur. Bunun gerçekleşebilmesi için de sahadaki profillerin fonksiyonel nitelikleri kritik önem taşır.

Ben bu profilleri yazayım, siz de Trabzonspor’un hücum futboluna evrilip evrilmeyeceğine karar verin:

  • Kaleci: Yan toplara hâkim, sezgisi yüksek ve ayağını iyi kullanabilmeli.
  • Stoperler: Takım savunmasını 3. bölge sınırlarına kadar taşıyabilecek hız ve çabuklukta, baskıyı soğukkanlılıkla savuşturacak teknik kapasitede ve zekâda olmalı. En az birinin saha içi liderliği bulunmalı.
  • Bekler: Adam adama savunma yeteneği yüksek, en az biri çizgi kullanımında yıpratıcı hücum gücüne sahip olmalı.
  • Kanatlar: Biri atletizmi yüksek, diğeri oyun kurucu özellikte olabilir — bu orta sahadaki yapılanmaya göre değişir.
  • Orta Saha: En kritik bölge. Bir makinenin motoru, bir insanın beyni ne iş görüyorsa, futbolda da takımın beyni orta sahadır. Üç oyuncudan biri savunmayla bağlantıyı kuran, basit oynayan, çabuk düşünüp çabuk hareket eden, bütün sahaya hâkim olanlardan seçilir. (Kroos, Vitinha, Rúben Neves gibi). Merkezdeki 8 numara ya box-to-box (João Neves, Pedri, Barella gibi) ya da çabuk, iyi pas atan, iyi şut çeken zeki modeller (Modrić, Kovačić, İlkay) tercih edilir. Hücuma dönük orta sahada ise şut, zekâ, adam eksiltme, dikine top sürme gibi özelliklere sahip oyuncular öne çıkar (Wirtz, Musiala, De Bruyne gibi).
  • Santrfor: İdeal isim Kane. Firmino gibi sahte 9 ya da Fatih Tekke'nin oyuncuyken yaptığı gibi hücumu yöneten, oyun kuran, feyk atıp adam eksilten, pas opsiyonu ve duvar olan santrforlar tercih edilir. En önemli işleri, duvar olma becerisiyle takımın rakip sahaya yerleşmesini sağlamaktır.

Sorun Omurgada!

Bu standartlar ışığında Trabzonspor’a bakıldığında...Mevcut kadroya baktığımızda savunma baskıyı karşılayamıyor, bol hata yapıyor ve hücuma geçişi sağlayamıyor. 10 ve 9 numara pozisyonundaki oyuncular pas opsiyonu olmak için geri gelmeyince, merkezde kaptırılan her top tehlikeye dönüşüyor. Takım garanti pas yapabilmek adına yan paslara mahkûm kalıyor. Zaman zaman Bouchouari’nin bireysel gayretiyle topu ileri taşıdığını görsek de tek başına yetersiz kalıyor.

Özetle; savunmanın top çıkaramadığı, orta sahanın oyun kuramadığı, hücumun da destek vermediği omurgada sorun var!

Benzer bir durum yeni transfer Salah’ın kullanımında da belirleyici olacak. Henüz takımla maça çıkmamış olsa da Mısır Millî Takımı’ndaki kullanımı önemli bir referans. 34 yaşına gelen dünya çapındaki bir yıldızı kanat çizgisinde arkaya koşturup yıpratmak yerine; tekniğini, oyun aklını ve bitiriciliğini en uçta, enerjisini ekonomik kullanacağı bir rolde değerlendirmek akıllıca olacaktır.Özetle oyun kalitesi düşük ve bu kaliteyi biraz yükseltmek bile çok şeyi değiştirebilir. Bu da teknik heyetin elinde. Çünkü beklenti yükseldiği için tolerans da az.

Umutlu musun diye sorarsanız: Yüzde 80'lerde başlayan umudum yüzde 50'lere geriledi.