Eski bir makalemde özetle şöyle yazmıştım:

Büyüklük risk almaktır. Büyük takım, yediğinden fazlasını atan, rakip sahayı mesken tutandır. Büyük takım; üçüncü bölgede baskı yaparak ceza sahasını 1+1 eve dönüştürüp topla bir bütün olandır. Tarih cesurları yazar, korkanlar hep unutulur. Ben de o unutulmayanlardan biri ile başlamak istiyorum.

Neredesin Konyalım!

Yıllar, yıllar önce Konya’da kazandığı bir maç sonu “Bu nasıl bir futbol?” tepkisi almıştı ve büyüklere yakışır bir şekilde dik durmuştu. Tercihin yanlış olduğu düşünülse de büyüklere düşen, inandığı yolda dik durmaktır. Cesareti, riski, güzel ve coşkulu oyunu en son onunla izlemiştik. Baktım, aradan 6-7 yıl geçmiş. O günlerden bu yana arzuladığımız bir futbol hiç göremediğimiz gibi, cesareti ve coşkuyu da göremedik ne yazık ki!

Neredesin Konyalım nerede?


“Maçı 5-4 kazanmayı, 1-0 kazanmaya tercih ederim. Benim takımım gol yemeyi dert etmez, yeter ki rakibi boğsun.” — Zdeněk Zeman


Sondan başlayarak maça geçelim. Fatih Tekke, karşılaşma bitiminde “İkinci yarı aldığımız riskler yerini buldu ve rakibe ofsayt pozisyon dışında şans vermedik” diyerek hücumun en iyi savunma biçimi olduğunu bir nev’i itiraf etti. Kontrollü oynamanın çok daha riskli olduğunu uygulamalı olarak bize gösterdi.

Teşekkür ederiz hocam. Sen doğruları yap; yenilsen de skora bakmayıp cesaretini ve girdiğin riskleri takdir ederiz. Ama şimdi kusura bakma, eleştiri vakti. Çünkü “Ba'de harabi'l-Basra” (Basra harap olduktan sonra) deyimindeki gibi; güneş çekildikten sonra ışık tutmak, karanlığı dağıtmaya yetmiyor hocam.

Önce Alanyaspor maçında şampiyonluk şansı bitti. Ardından Başakşehir karşılaşmasında yeniden yeşeren umutları öldürüp üstüne toprak attık. Dün de Fenerbahçe’nin yenilmesiyle altın tepside sunulan “Devler Ligi” şansı çöpe gitti. Daha da önemlisi, çok daha önemlisi; 30-40 milyon Euro avuçlarımızın arasında duman oldu bitti.

Şimdiye kadar neredeydin hocam?

Söylesem bir dert, söylemesen başka bir dert. Ne yazık ki doğruyu başkası söyledi diye inadına eğriyi yapan bir anlayış hâkim! “Ya herro ya merro” deyip gemileri yakmak varken, kıyıda beklemeyi tercih ettik.


“Savunmada hatalar yapabiliriz, futbol hatalar oyunu. Ama felsefemiz belli: Eğer 3 gol yiyorsak, 4 gol atıp o sahadan galip ayrılacağız.” Hikmet Karaman


Geçen hafta mealen; yaşlı ve koşmayan oyuncuları bir arada sahaya sürmek yanlış, “Ya birini kullan ya da ikinci yarı rakibi yorduktan sonra sahaya sür” dedim diye bir sürü ağlaşan ve hakaret edenler oldu. Birkaç cümle de onlara yazalım: Dün ilk yarıyı izleyen ve bana höyküren herkesin dediğim noktaya gelmesi ironik.

Futbol artık eskisi gibi değil. Tempo, güç, dayanıklılık gibi faktörler, yetenekli ayakların yeşil çim sahada “at oynatmasına” müsaade etmiyor. Yeri, zamanı ve sahaya sürülecek sayı iyi hesap edilmeli. Yani hocanın yaptığının tam tersi doğru...

Bir de hocayı savunmak için her yanlışı doğru gibi göstermeye çalışan, “Takım yetersiz, kadro kötü” diyerek önden koruma görevi üstlenenlere birkaç cümle yazarak bitirelim: Futbol sadece kaliteli oyuncular ve yüksek maliyetli kadrolarla oynanmaz. Yürekle oynanır! O yürek yoksa dünyanın en iyi oyuncularını da getirsen sonuç alamazsın. Binlerce kere buna şahit olduk ve olmaktayız.

Hami Mandıralı’nın şutları gibi net ve tavizsiz o meşhur sözüyle bitirelim:

“Trabzonspor dik oynar, dik durur, dik gider.”