Teknik adamlık geçmişinde elle tutulan hiçbir başarın yok.
Aç kurtların tökezlemeni beklediği bir kulübe sezonun sonuna doğru imza atmışsın.
Eline verdikleri oyuncular; Büyük takıma uygun olmayan bir başka sistemin parçaları. Hantal ve bıkkın, üstelik de ihtiyar karması.
Topal sezon bitmiş, transfer mevsimi gelmiş. İstediğin hiçbir oyuncu getirilemediği gibi kerhen onayladıklarınla yol yürümek zorundasın.
Daha acısı “Tek hedef şampiyonluk” diyen, konuşurken mangalda kül bırakmayan ve tüm icraatları iflas eden bir başkana sahipsin.
Bütün bunlara rağmen sezona 3'te 3 ile başlıyorsun ama homurtular bitmiyor.
Sudan bahanelerle üstüne geliniyor.
TV'ler senin yerine göz koyan “arkadaş”larınla dolu. Youtube kanallarında, X'teki sohbet odalarında sana kefen biçiliyor. Kefen biçenler de kendilerini Trabzonsporlu diye tanıtıyor. (Her ne kadar baltalarını saklasalar da emin ol ilk düşüşte savaş çığlıklarına başlayacaklar.)
Bütün bunlar yetmiyor gibi hak emenler yoluna taş koyuyor.
Ama tökezlemiyorsun.
Daha önce “ben puana bakarım abi” diyenler ağız değiştirmiş “böyle mahkûm oynanmaz” diyerek yeni ve genç futbolculardan kurulu bir takımdan dominant oyun bekliyor.
Yönetime, oyuncuya kızan, evde karısına bozulan, okulda öğretmene takan, yolda ayağını taşa vurup düşen embesil sana sarıyor.
Bu zor, insanın aklını alacak şartlar altında ligde ikinci sıradasın ve önündeki rakiple oynayacaksın.
O, rakip ki;
3-4 yıldır ligi domine ediyor.Her transfer döneminde üstüne kata kata yürüyor, koşuyor.75 milyon Euro bir futbolcuya bonservis verebilecek güçte.3-4 yıldır aynı teknik adamla çalışıyor ve tıkır tıkır işleyen bir sistemi var.10 katı maaş bütçesine sahip.
Bu şartlarda o rakiple kozları paylaşmak için deplasmana gidiyorsun.
Ve o rakibin bir stadı var ki; benim gibi yaşlı birine maç izlerken kalp krizi geçirtecek kadar gürültülü. Bazı takımlar oraya geldiklerinde tıkaç kullanıyor. Oyuncuları o atmosferden etkilenmemesi için psikolojik destek sağlıyor.
İşte o rakiple o statta oynayacaksın. Yukarıdaki yazdığım bütün zorluklar ve engeller de peşinde senin yakanı bırakmıyor.
Soru basit:
“Nasıl bir planla maça çıkardın?”
Bu sorunun tek bir cevabı vardır:
Temkinli, güvenli bir yol seçer, kapanır geçiş ararım.
Peki Fatih Tekke nasıl yaptı?
Başka sorum yok!
Orta Sahan Kadar Konuş
Dönelim asıl meseleye;
3-5 yıldır “Orta sahan kadar konuş” manasına gelecek birçok yazı kaleme aldım. Trabzonspor’un merkezinin “Çabuk, teknik ve kolay adam eksilten” bir oyuncu modeli ile değişmesi gerektiğini anlattım.
Geç oldu ama tarif ettiğimin 2 üst versiyonu geldi: Oulai.
Teşekkür ederiz bulana ve getirene…
Fakat sorun bitmedi yeni başlıyor.
Yönetime sesleniyorum;
Bu kadar iyisini getirince tutamazsınız, ikamesini de istiyoruz.
Bir-iki değil üç ikame olsun ki; “Kötü yönetim” listesinin en üst basamağından kurtulun.
En azından bu işi doğru yapın ki; başınız ağrımasın.
Sadece orta saha değil tabii ki. Stopere, beke ve kanatlara da.
Genç, aç ve düşük maaşlı asıl ve yedekler.
Niye böyle bir günde bunları mı söylüyorum?
Çünkü her çıkışın bir düşüşü olur. Kötü günde de iyi günde olduğu gibi destek gerekir ki, düşüş kısa sürsün. Onun için bu kadronun güçlenmesi lazım.
Size gelir birileri “süper bir kadro yaptınız. Kesin şampiyon olur bu takım” diyerek kanınıza girer.
Aman ha, bu süslü cümlelere aldanmayın!
Hem Oulai’nin hem de diğer mevkilerin as ve ikamelerini Trabzon’a getirin ki; Trabzonspor tarihine altın harflerle isminiz yazılsın.
Bundan evvel yaptıklarınız acemiliğe verilsin.
Sağlıcakla kalın…




