Dün Papara Park maç öncesi adeta şölen yeri gibiydi.
Yan pas mucidi gitmiş, kara bulutlar dağılmış, tribünler dolmuş ve Güneş yeniden doğmuştu.
Yeni bir başlangıç için stat süslenmiş, yeni başlangıcın heyecanı yeni hayalleri de beraberinde getirmişti. Tribünleri dolduran taraftarlar mutlu ve umutluydu. Abdullah Avcı’nın bıraktığı 2. enkaz bile unutulmuştu.
Trabzonspor-Beşiktaş maçının başlaması için beklemekteydik.
Yeni dönemin ilk 11’i duyuruldu.
Yeni hoca sanki Avcı gitmemiş gibi onun tarzı “güvenli” bir 11 ile çıkıyordu.
Beklediğimiz sürprizi yapmamıştı Şenol Güneş.
Sevemedim bu tür başlangıcı ama düşününce hocaya da hak verdim.
Çünkü, hazırlanmak için yeterli süre yoktu. Kadronun ana karakterleri milli takımdan yeni dönmüştü. Mevcut oyun üzerinden yürümek hem daha garanti hem de doğru ve güvenliydi.
Kısaca; Abdullah Avcı gitmişti ama “Güvenli Oyun”u bizi terk etmemişti.
Ve maç başladı…
Güneş, bir önceki teknik adamın bıraktığı yapıya küçük bir dokunuşla yan pas yerine dikine pas eklenmiş, ön alan ve bölgesel baskıyla süslenmişti.
Eklemiş derken ne kadar kolay söylüyoruz değil mi? 😊
Kötü alışkanlıklar bu kadar kolay bırakılmaz ki!
4 yıldır ilmek ilmek işlenen yan ve geri pas bir süre daha Trabzonspor’un damarlarında dolaşacaktır.
Zehri atmak o kadar kolay olmayacak ve bu psikolojik bunalımın tedavisi uzun sürecektir!
Umarım çok uzun sürmez!
Kırmızı karta kadar bordo mavililer adına güçlü ama yine de hücumdan uzak bir oyun vardı.
10 kişiyle bir süre daha iyi gözüken Trabzonspor, bir duran toptan golü de bulunca oyuncular tekrar şarj oldular. Fakat “yatarak” geçen kamp ve hazırlık süresinin arazları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Oyuncular yoruldu ve iyice geriye yaslandı. Artık Beşiktaş atak üstüne atak geliştiriyor ama savunma odaklı çıkan bir takım için bu atakları savuşturmak çok da zor olmuyordu. Hele kalenizde Uğurcan varsa asla zor olmaz!
Belki de “tecrübeli” Visca’nın gördüğü kırmızı kart iyi bile oldu.
Çünkü mevcut oyuncu yapısı güçlü bir hücum futbolu zaten oynayamazdı.
Bir anlık bireysel gaflet, skoru 1-1’e getirse de maç sonuna kadar Trabzonsporlu futbolcular en iyi bildiği oyunu tekrarlayıp 1 puanı kurtardı.
Bu puanda Avcı’nın zerk ettiği güvenli oyun zehrinin faydasını elbette var.
Hoca hiçbir şey yapmadı demek adaletli olmaz. Dünyada ne kadar savunma oynayan ihtiyar varsa topladı.
Bir puanı da kurtarsınlar artık!
Hem gittiği hem de bu puan için kendisine tekrar teşekkür edelim.
Bir puan Trabzonspor adına çok çok iyi oldu.
Çünkü geçmiş tecrübelerden biliyorduk ki; kötü gidişinin önünü almak zordur. Bir mağlubiyet, bundan sonraki maçlara da sirayet edebilir, düşüşün önüne geçilemeyebilirdi. O açıdan bakınca kazanılan bir puan hem büyük moral hem de altın değerinde. Bu sayede taraftar, teknik adam ve oyuncu bütünleşmesinin de sağlanacağını düşünüyorum. Aynı zamanda bu puan kötü gidişin ve yan pasla kurulmuş düzenin bitişin sinyali de olabilir.
Özetle;
Dün kısa bir süre iyi oyunun ışığını gördük. Belki daha dikine bir oyun da görecektik ama kırmızı kart buna mâni oldu. Her şeye rağmen bir puan Trabzonspor adına iyi bir sonuç. Umarım önümüzdeki maçlarda daha güze oyun daha dik futbol izleriz.
Şansalan Hakkında
Genelde hakemlerle ilgili çok cümle sarf etmem hatta kritik kararlara da girmem şimdi de girmeyeceğim.
Kimsenin dikkat etmediği, başkanın maç sonrası “Bütün takdir haklarını” diye başladığı cümleyi biraz açacağım.
Dün özellikle Trabzonspor’un hücuma çıkmak isterken yaşanan ikili mücadelelere, ileri top atıldığında Beşiktaş stoperlerinin sert temaslarına, Trabzonspor bordo mavililerin hücumdaki omuz omuza mücadelelerine bakın. Verilen kararlara dikkat edin, demek istediğimi zaten anlarsınız.
Çünkü ben bu senaryoyu Beşiktaş’ın Sergen Yalçın ile şampiyon olduğunda da gördüm.
Rakip takımın hücum oyuncularına yapılan sert fauller hoş görülüyor ve taktik faullere müsaade ediliyordu. Hakemin sayesinde Beşiktaş rakipleri baskı altında tutabiliyordu.
Umalım ki, Ali Şansalan bu kararları bilerek vermemiş olsun.




