25 şut, 12 isabet, 2 kaçan net pozisyon, 3 direkten dönen, 4 gol ve belki 4-5 tane oyuncu hatasıyla heba edilen pozisyonlar.
Böyle bakınca bir taraftar takımından daha ne ister ki?
Daha o kadar çok şey isteyenler var ki!
Tuttukları takım 4-0 kazanmış ama onların dertleri başka.
Yeni bir hocayla yeni bir oluşumdaki bir kadrodan memnun olmayan arkadaşlarla gireceğim bugün makaleye.
Diyorlar ki: "Okay niye oynuyor?"
- Hoca sistem gereği bir oyuncuyu çapa olarak kullanıyor. Bu futbolcunun özelliği, yerini kaybetmemesi, mevki sadakati, basit oynaması ve savunma güvenliği sağlaması olmalı.
Dediler ki: "Okay’ın yapıp da Folcarelli’nin yapamadığı ne?"Ona da şu cevabı verdim:
- Folcarelli topa iki kere dokunmadan vedalaşmıyor. 6 numara bölgesinde bu kabul edilemez. Basit oynayıp bir duvar gibi olmak gerekir. Tek pas yaparak riskten uzak kalmak, top sürüp kaptırma riskini almamak lazım. Çünkü o görev 8 numaralara ait. Folcarelli de 8 numara özellikli bir oyuncu. Yani Okay varsa, sistem gereği hep Okay oynar. Ha, kadroda Ruben Neves olursa ve hoca Okay'ı tercih ederse son derece haklı olursunuz.
Ki beni takip eden herkes bilir: Barcelona ve PSG gibi kısa, çabuk ve teknik orta saha tercih ederim. Okay’ın da orta sahada oynamasına son derece karşıyım. Ama benim kişisel görüşüm önemli değil! Burada mevzu bahis olan şey Fatih Tekke’nin tercihleri. Hocayı getirdiysen, sevmesek de onun sistemine razı olacağız. Ve onu yorumlayacağız.
Bir başka arkadaş da "Çok geçiş yiyor ve çok pozisyon veriyoruz" dedi.
İlk 3 haftadaki gibi kendi sahanda beklersen hiç pozisyon vermezsin. O oyunu mu, bu oyunu mu tercih edersin? Riske girip hücum ediyorsan pozisyon verirsin. Liverpool Galatasaray’a bir sürü pozisyon vermedi mi? Hücum edeceksen bu riske gireceksin. Önemli olan, yediğinden fazla atabiliyor musun? Büyük takım da böyle olunuyor zaten.
Gördüğünüz gibi buraya kadar lüzumsuz bir meseleye cevap verdim. Maça henüz giremedim bile. Halbuki onların şimdi yaptığını ben Fatih Tekke gelmeden önce söylemiştim. Hatta imza attığı gün "Tekke’yi bekleyen çorbayı içen" başlıklı makaleyle sistemini anlatıp sabır gerektiğini yazmıştım. Şimdi konuşmak yerine destek zamanı. Kazanan daima haklıdır. Hoca yeni, oyuncular yeni, kadro genç. Sabır edip; hocanın kararlarına saygı duyalım. Kendi takımını ve oyununu oluşturmasını bekleyelim. Başka türlü bir tavır adil olmaz ve haksızlık yapmış oluruz.
Maça geçelim;
Kadro tercihine bakarak Trabzonspor’un güçlü bir ön alan baskısıyla başlayacağını düşündüm, ama beklediğimi Kayserispor yaptı.Markus Gisdol’un savunmayı öne çekerek alan daraltıp temaslı oyunla Trabzonspor’u baskılaması sonucu, paniğe kapılan Trabzonspor üstünlüğü rakibe bıraktı.
Savunmadan paslarla çıkmayı da başaramayan bordo-mavililer her topu rakibe kaptırdı. Ancak Okay’ın golü imdada yetişti ve Trabzonspor, sezon başından beri en iyi yaptığı savunma işine döndü. Böylece ilk yarıyı 1-0’a bağlamayı başardı.
Skoru korumada en büyük pay yine Oulai’nin oldu. Önde hücuma destek vermesi gerekirken geri gelip topu öne taşımasaydı, Trabzonspor’un hali nice olurdu? Buna rağmen Kayserispor’un üstün olduğu ve bol pozisyon bulduğu bu devrede, Onana’dan müthiş bir performans gördük.
İkinci yarıda, alan daraltıp savunmayı öne çıkaran ve güçlü bir baskı uygulayan Kayserispor karşısında, Fatih Tekke riskli paslaşmalar yerine rakibin boş bıraktığı savunma arkasına dikine ve uzun toplarla oynadı. Bu tercih de farklı bir galibiyetin yolunu açtı.
Maç sonrası merak ettiğim birkaç soru var:
- Okay’ın o golü olmasaydı ne izlerdik?
- Oulai merkezdeki baskıyı çabukluğuyla aşmasa neler olurdu?
- Maç 0-0 bitse ne konuşurduk?
Fatih Tekke bunları düşünüp bazı önlemler alacaktır, elbette. Fakat bir takımın coşkusunu ve oyun iştahını taraftar belirler. Tribünler boşsa, hiçbir rakibe ve hakeme baskı uygulayamazsın. Yönetim bu işe bir çözüm bulmalı ve stadı doldurmalı. Ancak bu sayede takım daha çok puan toplar, oyuncu değeri daha çok artar.




