Fatih Tekke büyük hoca olacak!
Nereden mi biliyorum?
Şenol Güneş, Fatih Terim, Mustafa Denizli maç sonu öyle cümleler kullanır ki; ertesi gün bütün gazeteler o kullandığı ifadeyi manşete çeker.
Bizim yazımızın da manşetini Tekke verdi, teşekkür ederiz.
***
Rakibin henüz bıyığı terlememiş 16-17 yaşında oyuncularla sahaya çıkışının Trabzonsporluları kaplayan rehaveti; maç başladıktan sonra telefonuma düşen mesajlarla öfke seline dönüştü.
— "Bu ne abi ya!?" (O sırada sıkıcı yan pas trafiği vardır.)
— "Oynayacağınız oyunun…" (20’li dakikalar ve Trabzonspor hücuma çıkamıyor.)
— "Gençlerbirliği PAF takımı Trabzonspor’dan daha iyi!" (İlk yarı biterken.)
İkinci devreden de birkaç mesaj örneği verip sonra konuya girelim;
— "Avcı’yı niye gönderdik farkı ne?" (G.Birliği’nin golü gelmeden önce.)
— "Hoca hemen istifa etsin!" (Erk’in muhteşem golü sonrası.)
— "Tekke yine devreden çıkmış takım özgür takılıyor." (Tam o sırada orta sahalar kolay geçiliyor, iki takım da pozisyona giriyor ve tempo yüksektir.)
"Kazanmak istiyorsanız, kaybetmekten korkmamalısınız." — Sir Alex Ferguson
Bugün gelen mesajlara verdiğim cevapları açacağım ama kırmadan dökmeden nasıl yaparım bilemiyorum. Çünkü hocayı her durumda korumayı görev bilen, her yanlışında hatasız kul olarak gören o kadar çok kişi var ki. İyi de söylesen kötü de söylesen alınıp siper olacaklar. Sanki biz düşmanmışız! Çoğu doğmadan evvel biz de o tribünlerdeydik.
Maç sırasında mesajlara verdiğim kısa başlıklar:
— "Ne bekliyordunuz ki? 1 yıldır farklı bir oyun mu gördünüz?"
— "Rakibin atletizmi yüksek, Trabzonspor’un bu 11’i kora kor oynayamaz."
— "Hücumdaki 3’lü çok ağır, savunmayı ileri çekip alanı daraltmaya kalksan bol pozisyon verirsin."
— "Bu kadronun duran toptan başka gol bulması zor."
— Tekke imzayı atmadan yazdığım ilk cümleyi hatırlıyor musun? “Çok puan alacak ama iyi oyun hiç göremeyeceğiz”
Bu ve buna benzer ifadelerle bir maçı daha bitirdik.
"Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir." Albert Einstein
Şimdi karşılaşma sırasında söylediğim ifadeleri açalım:
Kötü, çok kötü bir oyun ve ilk yarıyı tek şut atamadan bitiren bir Trabzonspor vardı. İkinci yarı başındaki görüntü; Tekke’nin oyuncuları özgür bırakıp "tempoyu yükseltin" talimatı verdiğinin işareti gibiydi. O an zihnimden şu ifadeler geçiyordu: “Madem riske girmeye karar verdin, niye kanatların ikisi birden sahada hocam?”
Nitekim çok geçmeden hocanın bu kadronun bu tempoya uygun olmadığını bilmesine rağmen bu talimatı vermesi, tekrar fark etmesine sebep olan o golü yedirdi Trabzonspor’a.
Maçın buraya kadar olan bölümünü sistemi anlatarak yorumlayalım;
5-6 yıldır "güvenli oyun" diye anlattığım şeyi yaşadık gole kadar.
O sistem ki: Ana aksı yavaş pas trafiğidir. Çünkü topun takımda kalması güvenliğin birinci maddesidir. Risksiz pas yapılır, heyecana kapılıp tempo yükseltilmez. Rakibin hatası kollanır. Duran top veya yetenekli ayakların yapacağı bir sihir, bir gol beklenir. Daha sonra yegâne hücum planı olan “geçiş oyunu” sahneye koyulur. Ve bütün bunları yapabilmek için de derviş sabrı gerekir.
Çünkü ipin ucu (kontrol) gevşek bırakılırsa; bu sistemi tercih eden hocalar oyuncu yapısı gereği açık verir. Avcı ve Tekke de bu golü yememek için o kontrollü sistemi tercih ediyor.
Ama işte o ilk gol var ya; dananın kuyruğunun koptuğu andır.
Bu sistemin hocalarının o dakikada riske girmek akıllarına gelir. Çünkü korkunun ecele faydası kalmamıştır.
Dönelim tekrar maça:
Hoca da genç kardeşimizin attığı harika gol sonrası çok kızmış olmalı ki, hiç beklemediğim bir hamle yaparak iki kanadı birden oyundan aldı. (Halbuki o iki kanadın bu dakikalarda oyuna girmesi ve finali yapması daha doğru hareketti.) Hatta hücuma çıkamayan stoper özellikli sol beki de!
Bu dakikadan sonra Trabzonspor mecburen hücum yapmak zorunda kaldı. (Geçen hafta "mecburen doğru kadro çıktı" dediğimde kızanlar vardı.:) Çünkü korkunun ecele faydasının olmadığının oyuncu da hoca da farkına vardığı dakikalar başlamıştı. Tekke’nin maç sonrası verdiği demeçteki gibi “hoca kovduran maç”a dönünce atmosfer; ilk yarıdaki o sıkıcı hava değişti.
"Kalede bekleyerek maç kazanılmaz." — Johan Cruyff
Gerçi hücum alışkanlığı olmayan takıma ne kadar “hücum yap” desen de ortaya karışık bir şey çıkacaktır. “Orta yap, şut at” gibi klasik doğaçlama hücuma döndü maç. Nitekim bir duran top ve bir sihirli ayak; hocanın saha kenarında yaşadığı endişeyi ve stresi aldı. O kadar rahatlattı ki; maç sonu içinde güller açıyordu ve bakışlarına yansımıştı bu hal.
Bu karşılaşma bana kısa bir dejavu yaşattı. Anlatınca hepimiz hatırlayacaksınız. O gün de o stres vardı. Herkes tırnaklarını yiyor, "bu nasıl bir oyun" diyordu!?
2 yıl önceki Gençlerbirliği maçından bahsediyorum. Yine bir kupa maçıydı. Hoca da Tekke ile aynı ekolün temsilcisiydi. O gün de Avcı aynı girdaptan aynı şekilde, aynı takıma karşı 1-0 geriye düştüğü maçın uzatmalarında Eren’in kafa golüyle, uzatmanın uzatmasına giden maçla final şansı yakalamıştı. Gerçi finale de geçen sene Tekke’nin kaybettiği gibi 3 gollü bir skorla veda etmişti ama o kısmı yazmıyorum, siz de okumayın lütfen.
Son söz;
Aylardır söylediğim ilk yarı-ikinci yarı farkı, risk alınmadığı için kaybedilen şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi, şimdi de iki senedir yetersiz taktik planlardan dolayı kaybedilen Türkiye Kupası da yine tam elden kaçarken sihirli bir ayağın sayesinde kulpundan tutuldu.
Bu anlayış, bu futbol nereye kadar devam edebilir bilmem ama ben ilk günden beri bu oyunu ve anlayışı sevmediğimi hep söyledim.
Ama sevdiğimi alamıyorsam aldığımı sevmeyi de öğrendim.
"Zayıf yanlarını kabul etmeyenler, güçlü yanlarını asla geliştiremezler." — Arsene Wenger
Basit eleştirilere bile tahammül edemezsek doğruyu bulamayız.
Yanlışı örtmek için Konya, Alanya ve Gençlerbirliği’nin PAF takımını bile Real Madrid gibi göstermeye çalışan arkadaşlar; iyilik yapmıyorsunuz. Doğru yere ancak gerçekler götürür. Uyanın artık tatlı rüyalarınızdan…
Umarım Fatih Tekke de körü körüne kendini savunanların gazına gelmez ve anlayışını değiştirip büyük takımın olması ve oynaması gereken duruma dönüştürür Trabzonspor’u.
Not: Bugün doğru anlatmayı beceremediğim için makale çok uzadı sabrınıza da teşekkür ederim.




