Fatih Tekke’nin oyuna neler katabileceğini merak ederek 60 kilometre yol tepip maça gittim.

Karşılaştığım manzara, Trabzonspor âdeta Nwakaeme’yi andırıyordu: Zihninde doğru olanı düşünüp bedenen bunu yapamayan yorgun bir ihtiyar hâli.

Başka bir deyişle; hantal, ağır ve aksak!

Hücuma çıkabilse şut çekecek, pas verebilse rakip sahaya geçecek, çalım atabilse gözleri okşayan bir estetik sergileyecekti. Ne yazık ki bunların hiçbirini göremedik. Maalesef oyun, hâlâ Şenol Güneş’in bıraktığı yerin gerisinde, Abdullah Avcı’nın ilk günlerindeki çaresiz noktada debeleniyor.

Şenol Güneş’i gönderirken, “Bin teknik adam da getirseniz bu kadronun maksimumu bu,” diye defalarca yazdım. Takım, Güneş’in Galatasaray, Fenerbahçe, Sivas ve Antalya maçlarındaki oyunun yakınına bile yaklaşamadı. Zaten bu kadronun maksimumu da oydu. Çözüm olarak neşteri vurmak gerektiğini defalarca belirttim. Ne Güneş bunu yaptı ne de Tekke.

Yeni şeyler denenmeli; umarım Tekke treni kaçırmaz.

Peki, bizim gördüğümüzü hoca görmüyor mu?

Aslında bu sezon çalışan tüm teknik adamlar gördü ve aynı cümleyi kurdu: “Hızlı oynamalıyız.”

Peki, neden hızlı oynanamıyor?

Cevap belli, ama değişime gitme cesaretini gösteren olmadı.

Trabzonspor büyüklüğü ve hedefleri, her maça galibiyet için çıkmayı gerektiriyor. Yavaş oynandığında rakipler geçiş oyununa hazırlıklı hale geliyor, savunmada kolay yerleşiyor, açıkları kapatıyor ve maçı kilitliyor. Bu kilidi açmanın anahtarı topun hızında yatıyor. Hem merkezden hem kanatlardan, topun yönünü değiştirerek yapılan hızlı pas trafiği rakibi hataya zorluyor ve açık vermesini sağlıyor. Bunun için teknik beceri, çabukluk ve isabetli tek pas olmazsa olmaz. Ancak ne yazık ki bordo mavililer bu yeterliliğe sahip değil.

Kadronun yüzde 80’i stopere koysan sırıtmaz. Hücum oynayan bir takımda bekler, orta saha, kanatlar hatta stoperlerden biri çabuk ve hızlı olmalı. Tüm kadroda bu eksiğe uygun sadece üç oyuncu var: Biri yaşlı (Visca), biri genç (Cihan), diğeri ise zaten takımın hızını artıran ya da artırmaya çalışan tek isim (Mustafa).

Kasımpaşa maçındaki bireysel performanslara bakarsak, Yeterli olmasa da Mustafa dışında kayda değer bir şey gördüm desem yalan olur. Dikine top süren, baskı alanından top çıkarabilen, çabukluğuyla sahanın her yerinde fark oluşturması beklenen tek oyuncuydu. Biraz da çok şey beklediğim Sikan omuz koyup sertlik gösterirken, diğer oyuncular “Maç bitse de gitsek” havasındaydı. Tekke bu oyuna devam edecekse, rakip stoperlerle mücadele edebilecek bir santrfor getirmeli ya da Enis’i kullanmalı. Sahada en çok koşan oyuncu olan Banza’nın o cüssesiyle rakip stoperlerden sürekli dayak yemesi garip. Bunu görüp çözüm üretmeyen hocanın durumu ise daha da garip.

İçimi acıtan ve durumu harika özetleyen bir cümleyle bitireyim: “1 puan bizim için iyi.” Bu cümle bile takımın acilen değişmesi gerektiğinin kanıtı. Çünkü Trabzonspor’un adı, tarih boyunca coşkusuyla, cesaretiyle, korkusuzluğuyla ve asla teslim olmayan dik duruşuyla anıldı. Ancak geldiğimiz noktada sıradan bir takıma dönüştü. Hakemden sızlanan, 1 puana razı olan bir anlayış...

Bu, Trabzonspor’a yakışmaz!

Yeniden ayağa kalkmak için öze dönüş şart!

Coşkulu, tutkulu ve rakiplerine kâbus olan Trabzonspor ruhunu geri getirmek lazım. Fatih Tekke bu treni kaçırmamalı. Kadroya neşteri vurmalı, savaşmayan kim varsa kapıyı göstermeli. Hızlı, diri ve rakibi ısıran bir takım oluşturmalı. Çünkü Trabzonspor sıradan olamaz. O, Karadeniz’in dalgaları gibi coşkulu, fırtınalı ve durdurulamaz olmalı.