Futbol yazısına bir hadis-i şerif ile başlayalım;

“Vaki olanda hayır vardır”

Bu söz hayatımın her safhasında karşıma çıktı ve zamanla hep doğruluğunu gördüm.

Birkaç gündür yangın yerine çevrilen futbol ikliminin geldiği noktaya bakınca; gerçekten “vaki olanda hayır” varmış.

Portekiz’den puan alsak şimdi “ölüm grubu” gibi bir yola girecektik.

Demek ki erkenden “ah, vah” etmek; moral bozmaktan ve oyuncuları strese sokmaktan başka bir işe yaramadı.

Geldiğimiz son noktada vuku bulan ülke adına hayırlı oldu.

Bunca yaygaraya bunca gerginliğe değer miydi?

Arda ve Diğerleri

Bir bardak suda kopan diğer fırtınaya geçelim;

“Şu takımın futbolcuları kayrılıyor, bu oyuncu “şu” sebepten oynamıyor, Montella futboldan anlamıyor, Kadroyu Hamit Altıntop yaptı, bu hoca da kukla” gibi söyleyenin boyunu aşan, karpuzu futbol topu zanneden kişilerden bu ve buna benzer bir sürü cümle duyduk.

Hazırlıklar ve resmi maçlar sonrası bize kalan tortu;

Uğruna gemileri yaktığımız birçok oyuncu ayakta duramıyor, bazısı sakatlık korkusundan riske girmiyor. Kimisinin sakatlığı ortaya çıkarsa kariyerinde yaşanacak değişimden korkuyor. Biz de uzaktan izleyip, yarım yamalak görüntülerle “büyük” ve “çok bilmiş” yorumlar üretiyoruz.

Neticede hiçbir hoca bindiği dalı kesmez!

Oynamak için yetenekli olmak yetmiyor, hazır olmak da lazım.

Sadece fiziki bir hazırlık yetmez, zihin olarak da hazır olmayınca genç çocuklar gerginliğini sırtlamak zorunda kalıyor. Böyle zamanlarda en yetenekli bile tecrübesizliğin esiri olup bildiğini unutuyor.

Onun için tümden genç isimlerle oynamak da hata!

Dün ne yaptığını bilen tek isim Hakan’dı!

Çünkü en tecrübeli ve bu tür maçların stresi kaldırmaya en hazır olandı.

Ülkede çeşitli bahanelerle öyle bir ortam oluşturuldu ki, izlediğimiz maçı değil gerginliği yazıyoruz. :)

Hazır başlamışken dünkü maçın teknik kısmına girelim.

Normal şartlarda iki kadroya gören biri der ki; Türkiye teknik, topu alır vermez, Çekya fırsat kollayıp duran toptan ancak gol bulur.

Evet, normal şartlarda böyle olurdu fakat ortamın gerginliği insana bildiğini unutturuyor. 3 pas yapmaktan aciz hale gelmişti “dünya” yıldızlarımız. 10 kişi kalmış bir takım daha baskın oynuyor ve bizim “dünya” yıldızlarımız seyrediyordu. Daha dün futbola başlamış gibi acemice davranıyor, ayakları beyninin emrini yerine getiremiyordu.

Demek ki futbol sadece fiziki bir aktivite değilmiş.

Bu halin maça ve ortama özel bir durum olduğunu düşünüyorum ama genç bir kadronun bu stresi kaldırmakta zorlanacağı da acı ama gerçek. Onun için turnuvadan çok şey beklemeyelim. Gençlerin kazanacağı tecrübe gelecek için önemli ve gerekli. Önlerinde en az 10 yıl daha var. Bu da 4-5 büyük turnuva demektir. Milli takım günü kurtarma yeri olmamalı, böyle uzun vadeli bir plan dahilinde yürümeli.

Fakat bizim ülkede her şey “koltuk” için…

TFF seçimleri herkesin ayarını bozmuş!

Kim Nasıldı?

Oyuncularla ilgili bireysel birkaç cümle ile günü kapatalım.

MERT GÜNOK: Çok özel bir kaleci değil ama mevcut şartlarda en tecrübeli ve en hazır kaleci olduğu yadsınamaz bir gerçek.

MERT: Büyük bir ligden gelmenin ve bu tür gergin ortamları bilmenin farkındaydı.

SAMET: Ona göre bir oyun olması gerekiyordu ama takımın genelinin kötü olduğu bir ortamda tecrübesiyle ayakta kalmaya çalıştı.

MERİH: “O eski halinden eser yok şimdi” belki ama büyük oyuncularla büyük takımda oynamanın verdiği özgüven ile vücudu elverdiği kadar görevini yaptı.

FERDİ: Bütün maç boyunca top ona geldiğinde verdiği güvenle kendimi çok rahat hissettim. Adam eksilten driplingleri daha çok yapmalıydı. Eksik kalan rakip daha çok strese girerdi.

SALİH: Salih uzun zamandır oynamamanın verdiği özgüven eksikliğiyle bocalıyor. Ama daha iyisi yaptı yine de yapabilir.

İSMAİL: Genelde bir denge ve yerini kaybetme sonunu var ama uzun süreli sakatlığını düşününce iyi bile.

HAKAN: Tecrübenin ve özgüvenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Attığı golden bağımsız ayakta kalan tek oyuncuydu.

ARDA: Çok konuşulmasından mı, gençliğin verdiği toyluktan mı bilmem ama yetenekleri ölçüsünden bakınca “varlığı ile yokluğu” arasında çok bir fark yoktu. Kariyerindeki en önemli maç olması onun etkilemiş gibiydi.

BARIŞ: İkinci yarının başındaki 10-15 dakika bile hayran bıraktı. Daha verimli kullanmanın yollarını bulmak lazım.

KENAN: Yeteneği tartışılmaz. Daha açık alan bulacağı maçlarda çok daha iyi performanslar göreceğiz. Dün idare edenlerden biri de oydu.

CENK: Galibiyet golünü atması onun hakkında düşüncemi değiştirmiyor. Cenk bu seviye için “bitmiş”. Montella’nın onu sahaya sürmesini yanlış olduğunu düşünüyorum. Bence daha güçlü olan Bertuğ doğru tercih olurdu.

OKAY: Savunma açısından doğru bir hamleydi.

KAAN: Salih yerine birinci tercih olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle böyle ortamlarda tecrübesiyle sahada bulunması gerekenlerin başında geliyor.

MONTELLA: Çaresiz ve yalnız! Günlerdir sakız gibi çiğneniyor. Dün de gördük ki; teknik, taktik ve oyuncu seçiminden önce bu tür maçlar için mental hazırlık önemliymiş. Zaten sahada Hakan ve Samet dışında verdiği taktiği uygulayabilecek bir tane oyuncu yoktu. O açıdan bakınca kenarda hoca değil bir psikolog olsa daha iyi olurmuş. Bu kadar genç bir arada bu tür maçları kaldıramaz. Hocanın ayarlarıyla oynanmasa daha tecrübeli bir kadro ile çıkabilir ve zoru kolay hale getirebilirdi.