Trabzonspor’un içinde bulunduğu durumu nedeniyle Galatasaray ile oynanacak lig maçını çok önemsemediğim için, düşüncelerimi önceden paylaşıp sadece kupa maçı üzerine bir analiz yapmıştım. Dünkü karşılaşma için ise yeni bir yazı kaleme almayı düşünmüyordum. Fakat gördüm ki, arkadaşlarım çok üzülmüş, öfkeleri tavan yapmış. Duyguları davranışlarına yansımış, kendilerini yıpratıyorlar.

Ah, canım arkadaşım! Temeli bozuk her şeyi eğri olan bir yapının doğru iş üretmesi mümkün mü? Zamanında ekilen kötü tohumların büyüttüğü ayrık otlarının kökü durdukça, bu duyguları tekrar tekrar yaşamaya devam edeceğiz. Yanlışı yanlış yerde aradığımız sürece derin bir girdabın içine düşer, karanlık dehlizlerde kayboluruz. Oysa hayatınızdaki tüm yanlışların temelinde hep aynı neden yatar: balık baştan kokar. Ama her kriz anında bize başka adresler gösterip masallarla uyuturlar. Taraftarlık, doğru düşünmeyi perdeleyen duygusal bir hâldir. Duygular da masalları sever.

İşte o masallardan biri: Bu durdurulamayan çöküş, 801 gün önce, 3 Mart 2023 tarihinde başladı. İlk yanlış adım, Ahmet Ağaoğlu’nun ayağının kaydırılmasıyla atıldı. Trabzonspor kültürüne uymayan, “güvenli oyun”un mucidine tam yetki verilerek tarihin en pahalı kadrosu kuruldu. Kupalardan bir bir elendikçe, ardı arkası kesilmeyen masallarla taraftar oyalandı. Ta ki hedef kalmayana kadar… Bu kandırmaca da her devrimin çocuklarını yemesi gibi, 3 Mart devriminin baş aktörlerinden Abdullah Avcı’nın vedasıyla sonuçlandı.

O günlerde yazmıştım: “Bu bir veda değil, seçim sonrası geri dönecek.” Nitekim öyle de oldu. Ve yedi ay sonra döndü. O gün de yazmıştım: “Korkarım bu dönüş, Fenerbahçe’deki ikinci Ersun Yanal dönemi gibi olacak; hayal kırıklığı yaşanacak.” Ve öyle de oldu. Nasıl yürüsün ki? Balçık üzerine bina kurarsan, ayakta tutamazsın. Avcı’nın ikinci döneminde kurduğu hantal kadro, ilk sallantıda yıkıldı. Bu enkazdan tek sağlam çıkan yine o oldu, ne hikmetse! Tekrar gitti, sıcak döşeğinden iyi olan şeylerin kendinden, kötü olanları başkasına yazmaya devam etti.

Yaşanan bu depremin sonrası enkazını kaldırmak isteyen herkes yanlış zihniyetin kurduğu bu bozuk düzenin dişleri arasında yok oluyor. Şimdi sırada Sultan Fatih Tekke var! En azından ona sahip çıkalım; bu değirmen taşlarının onu da un ufak etmesini engelleyelim. Açık söyleyeyim, hocanın gelişini istememiştim. Ama yönetim kararının ardından yapıcı bir yaklaşımla yazdığım makalede “Tekke’yi bekleyen çorbayı içer” diyerek fikirlerimi beyan etmiştim.

Çünkü hocayı az çok tanıyorum; o, bir sistem adamı. Yanlış oyuncularla doğru sistem kurulmaz, zamana ihtiyacı olurdu. Üstelik Şenol Güneş gibi tecrübeli birinin bile kaldıramadığı bir yükün altında, Tekke’nin ezileceğini tahmin ediyordum. Bu yapı ve bu kadro mühendisliği, onu da öğütürdü. Nitekim geldiğimiz noktada, taraftarın hedefinde ne yazık ki yine bir teknik adam var. Asıl sorumlu ıskalanıyor.

Etmeyin, eylemeyin arkadaşlar!

BİNİNCİ DEFA SÖYLÜYORUM: BU BİR TEKNİK MESELE DEĞİL. Bin hoca getirseniz de bu kadro ancak bunu üretir. En azından kendi kadrosunu kendi oyununu kurana kadar Tekke’ye sabredin. Bu, onun hakkı. Şenol Güneş’e bu hakkı çok gördünüz; bari aynı yanlışı Fatih Tekke’ye yapmayın. Sonrasını düşünün: Kaç tane Fatih Tekke yetiştirdiniz ki, yerine koyacaksınız?

Biraz frene basın, derin bir nefes alın ve desteğinizi sürdürün ki, camia hep birlikte bu yanlış kurulan düzenin çarklarından kurtulsun.