“Arap atı sonradan açılır” diye bir tabir vardır.
Anlatacağım hikâyeye uygun bir söz olduğu için yazıya böyle başladım.
Hikâyemizin kahramanı 18 yaşındayken 1,5 milyon Euro civarında bir rakama İstanbul’a transfer olmuştu.
“Büyük bir yıldız doğuyor” naraları arasında transfer edildiği kulüpte el üstünde tutuluyordu.
Yeni takımında ilk yıl sadece 4 maçta 11 olarak sahaya çıkarken, ikinci yıl bu 2 maça düştü ama çok az süre bulmasına rağmen dikkatleri üzerine çekince, Roma yüksek bir kiralık bedel ödeyerek (4,5 milyon euro) İtalya’ya götürdü.
Artık kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır: Salih Uçan…
Genç oyuncu artık 21 yaşına basmış ve Roma’ya büyük ümitlerle gitmiştir.
Ancak Roma macerası da iyi gitmeyecek; ilk sezon ligde 2 maçta 11’de forma bulurken, ikinci sezon sadece 43 dakika ile hayal kırıklığının zirvesini yaşayacaktır.
Artık 23 yaşına basmış, Fenerbahçe’ye Roma’da kazandığı tecrübe ile dönmüştür.
Ama işler yine istediği gitmiyor ligde sadece 4 maçta 11’de forma giyebiliyordu.
Gençlik yavaş yavaş geride kalıp, hayatın acımasız sokaklarında serseri mayın gibi dolaşmaktadır. Önce İsviçre’nin Sion takımında şansını deneyecek ama yeteri kadar süre bulamayınca tekrar İtalya yolunu tutacaktır. Empoli takımı ile kiralık sözleşme imzalayarak İkinci İtalya seferine çıkacak ve yine umduğu gibi geçmeyecektir. Bir sezon boyunca sadece 1 maç 11’de süre bulunca gurbetten yurda kesin dönüş yapacaktır.
Yeni durağı Alanyaspor olmuş, artık 26 yaşına basmış tecrübeli bir futbolcudur. Gençlik bitmiş, ayakları yere basmak zorunda olduğunu hissetmiş olmalı ki, Alanya’daki ilk sezonunda Erol Bulut hoca ile kariyer rekoru kırar. Süper Lig’de 16 maç süre bulmuş ama sadece 2 tanesinde 90 dakikayı tamamlayabilmiştir.
Bir sonraki sezon futbol hayatının en güzel günlerini yaşatacak Çağdaş Atan hoca ile tanışacaktır. Pasa dayalı bir oyun sistemi olan Çağdaş Hoca ona yeni bir rol biçer. Artık savunmadan topu alan, yüksek tekniği ve oyun aklı ile dağıttığı paslarla takımın merkezi olacaktır. Topu öne taşıdıktan sonra 6 numara bölgesini Siopis’e bırakarak hücum organizasyonlarına şekil verecek ve kariyerinin en yüksek rakamlarına ulaşarak 29 defa 11’de görev alıp 2 gol 6 asist ile sezona damgasını vuracaktır.
Artık 28’e basmıştır. Popüler bir orta saha oyuncudur.
Yeni durağı o yılı şampiyon bitiren Beşiktaş’tır.
Ama yine işler istediği gibi gitmeyip az süre bulunca devre arasında Başakşehir yolunu tutacaktır. Burada da yedek kulübesini mesken edinince, sezon sonu Beşiktaş’a döner ama artık yaş 29 olmuştur.
Önce Valerien İsmael sonra Şenol Güneş ile 11’in değişmez oyuncusu olup yeni bir kariyer rekoruna imza atacak ve sezonun bu haftasına kadar 3 gol 6 asist ile tekrar kendini futbol kamuoyuna kabul ettirecektir.
Genç bir yıldız adayının 11 yıllık inişli çıkışlı ama son düzlükte Arap atı gibi hızlanıp finişi görmesini ve buradan çıkarılacak derslerin olduğunu anlatmaya çalıştım.
Bu hikâyeden benim çıkardığım sonuç;
Genç oyunculara çok yük bindiriyoruz, bazen altında kalıp kayboluyor bazen de yukarı ivmelenmesini yavaşlatıyoruz.
Fazla övüp nefislerini okşuyor, kendilerini “oldum” zannedip düşüşe geçiyor ve psikolojik olarak yıpranınca sonra toparlanmaları zor oluyor.
Yanlış tercihler yapıyor veya yönlendirenler para için bu çocukların geleceğinin kararmasına sebep oluyor. Ya oynayamayacağı yere gidiyor/götürülüyor ya da gençlere değer vermeyen hocaların eline bırakılıyor.
Özel yetenekli olan bu gençlerin, doğru hocalarla, doğru takımda buluşturulması ve doğru mevkilerde değerlendirilmesi gerekiyor. Burada en büyük sorumluluk elbette ki ailesi, menajeri ve Türkiye Futbol Federasyonu’dur.
Yetenekli gençlerin kaybolup gitmemesi, süre bulamadıkları takımların yedek kulübelerini süslememesi için TFF’nin acil bir şekilde Rezerv Lig veya muadil bir lig kurması gerek. Yani profesyonellerle rekabet ederek pişmeleri, bol süre bulmaları sağlanmalıdır.
SON SÖZ
Salih’in yaşadıklarına benzer bir hikâye de Burak Yılmaz’ın ki!
26 yaşına kadar “bir baltaya sap olamamış” Şenol Güneş’in elinin değmesi ve mevkiinin değişimi ile Türk futbol tarihinin en büyük golcüleri arasına girmiştir. Buna benzer birçok örnek bulabiliriz. Bunları tekrar tekrar yaşamak yerine TFF teknik adam eğitimlerini artırmalı, kulüpleri denetleyip genç futbolcu adaylarına, yaşam kültürlerinden psikolojik desteklerine kadar verilen hizmetleri denetlemeli.
TFF sadece hakem atama yapan ve havuz paralarını dağıtıp kafasına göre ceza kesen bir müesseseden çok bu ve buna benzer hizmetlerle Türk futboluna ve Türk futbolcularına katkı sağlamalıdır.




