Dün Muhammet Beşir’i görünce izlemediğimiz uzun yıllar boyu ne yapmış diye merak ettim. Baktım 28 yaşına gelmiş, 2 yıldır kendi zirvesini yaşıyor.
Son iki yıldaki performansını görünce Türk futbol akademileri ile ilgili yaralarım yeniden depreşti.
“Türk oyuncular 25-26’dan sonra olgunlaşır ve fizik olarak iyi hale gelir” diye sürekli söyler ve yazarım. Beşir de artık her açıdan iyi durumda, doğru hamleler yapan tecrübeli bir forvet olmuş.
Peki niye 7-8 yıl bekledik?
Bu soruya elbet bir cevap bulabiliriz ama uygulaması olmadıktan sonra ne önemi var ki?
Akademilerimizden çıkan oyuncuların fizik gelişimi ve ayaklarının yere basıp doğru işleri yapması hep böyle gecikiyor. Tıpkı Burak Yılmaz, Abdülkerim Bardakçı, Samet Akaydın gibi birçok isim hep 25-26’dan sonra dikkatimizi çekti. Abdülkerim ve Samet milli formayı ilk giydiklerinde 28 yaşındaydılar.
Elbette herkes gibi benim de bu konuda çeşitli görüşlerim var, uygulayıp denemeden neyin doğru olduğunu bilmem mümkün değil, işim de değil.
Ama araştırmasını yapıp sonuçlarını uygulayacak olanlar da buna yönelik hiçbir adım yok. TFF de teşvik edici yeterli çalışma yapmıyor. Türk futbol akademilerinden yetişen birçok yetenek, yanlış eğitim, yetersiz alt yapı hocası, aile ve çevrenin etkisiyle kısa zamanda sönen yıldızlar çöplüğüne dahil oluyor.
Elbette nadir sayıda olsa da erken yaşlarda seviye atlayan oyuncularımız da mevcut. Onların da genelde bir özelliği ekstra olduğu için diğer zaafları idare ediliyor. Ya çok hızlı ya çok güçlü ya da futbol zekâsı çok yüksek olduğu için iyi bir takımda kullanılırken eksikleri dikkat çekmiyor.
Örneğin Arda, Semih gibi gençler son dönemlerde Türk akademilerinden üst seviyeye çıkan en değerli isimler. Arda fizik olarak hala çok geride, Semih ise başını kaldırmadan fizik gücüyle kalabalıkları yarıp geçmeye çalışmaktan başka bir şey yapamayıp saç baş yolduruyor. Yani onlar bile takımlarında 11 oyuncusu olmak için yeterli değil.
Özetle; Alt yapılarındaki genç yıldız adayları eksik eğitim, yetersiz imkanlar, aile ve çevrenin etkisiyle kaybolup gidiyor. TFF ve günlük düşünen kulüp yöneticileri öküzün trene baktığı gibi izliyor.
İskenderunspor karşılaşmasına dönecek olursak;
Benim maçı dikkate almayıp sona bıraktığım gibi, oyuncular da önemsemeyince rakip kim olursa olsun cezayı keser ve kesti de.
Trabzonspor yüksek tempolu sertlik dozajı yeterli bir başlangıç yapabilseydi rakibin gardını kolay düşürür psikolojik üstünlüğü ele alırdı. Önemsemeyip “2. Lig takımı bir şekilde yeneriz” diye sahaya çıkınca evdeki hesap çarşıya uymazdı dün gördüğümüz gibi.
Kısaca, hangi sporda olursa olsun, rakibi ciddiye almak kazanmanın yarısıdır. Trabzonsporlu oyuncular saha kenarındaki küçük çocukların giydiği tişörtlerde yazıyı okuyup uygulasalardı farklı şeyler görürdük. (Respect)
Spor, rakibe, hakeme, taraftara herkese saygı olduğunda güzeldir.




