Dün Göztepe maçını izleyip bardağın dolu tarafı ile ilgili bir şeyler yazdım.
Sonra acaba taraftar ne düşünüyor diye bakınca gördüklerime şaşırdım hatta kızdım bile.
Benim gibi Güneş’in kalmasını isteyen biri bile bardağın dolu tarafına bakarken aylardır Tekke resmi paylaşanların ikinci maçta eleştirilere başlamış olması gerçekten tuhaf.
“O niye oynuyor, bu niye yok, böyle değişiklik olur mu” şeklinde bir sürü eleştiri vardı. “Hocanın oyun modeli ne? Hangi bölgede hangi tarz oyuncu tercih ediyor? Hocanın tercih ettiği oyuncudan beklentileri ne?” gibi soruları kendilerine sorsalar belki de bunları yazmayacaklar.
Hocanın geldiği gün “Tekke’yi bekleyen çorbayı içer” başlıklı bir makale yazmıştım. Çünkü Fatih Tekke bir sistem hocasıdır ve zamana ihtiyacı vardır.
Hiçbir başarı bir günde gelmez, zorlu bir sürecin sonunda çok çalışarak ulaşırsın. İster üniversite imtihanı olsun isterse langırt maçı. Hatta futbolda baba parasıyla bile başarılı olamazsın.
Herhangi bir alanda başarılı olmuş birine sorun, size öyle şeyler anlatacak ki, çorbayı içmek için Tekke’yi yıllarca beklemeye ikna olacaksınız.
Daha ikinci maçtan hocayı eleştirmek ne ya?
Altı-yedi hafta geçtikten sonra “Gitsin, başka biri gelsin mi” diyeceksiniz?
Ve bu işin sonu nereye varacak?
Bu tatsız bölümü kapatıp bardağın dolu tarafına bakalım;
Trabzonspor’un Göztepe karşısındaki ilk 45 dakikası, oyuna güzelleme yapacak kadar etkileyiciydi. Beni tanıyanlar bilir, skordan çok sahada sergilenen futbola bakarım. Birçok defa puan kaybına rağmen “güzelleme” yazdığımı hatırlıyorum. Hızlı, tempolu bir futbol varsa benim için yeterli. Papara Park’taki ilk 45 tam da böyle güzel anlar bıraktı hafızamda.
Dikine hat kıran paslar, tek toplar, beklenmeyen hamleler gibi hep risk barındıran güzellikler vardı.
Maçta özellikle iki nokta dikkatimi çekti ve mutlu etti:
Bunu ilk defa bir arada oynayan tandem ile yapmak. Üstelik bu ikilinin birinin orijinal stoper olmaması diğerinin de pas kalitesi oldukça düşük düzeyinde olmasına rağmen. “Aslında bu tercihe kızılır niye beğendin ki” diyenler olacaktır. Ben riski severim, risk almak büyük takım alametidir. Büyük takım da “büyük” oynamalıdır. Yenerken de yenilirken de büyük takım vakarında olmalı ve üstünlüğünü sahaya yansıtmalıdır.
Bu tür tercihler özellikle başlı başına büyük risktir. Cesur olanlar ve büyükler bunu tercih eder.
Güneş döneminde de zaman zaman gördüğümüz bu tarz oyun sanki biraz hızlanmış gibiydi. Bu kadar hantal bir orta sahayla hızlı oyun planlamak zordur, bunu denemek bile beni yeteri kadar mutlu etti.
Bu iki maddedekileri yapabilmek zordur. “Acaba hoca ne der” diye düşünmeye alışmış bir oyuncu grubuna özgürlük tanıyıp riske girmeye ikna etmek de zaman ister. Şenol Güneş ile baya bir ilerleme oldu fakat Tekke ile bir kademe daha atlanılmış gibi duruyor. (Avcı’nın kenardan her topun nereye atılacağını göstermesi ve aksine hareket edenleri Mehmet ve Baniya gibi aforoz ettiğini de hatırlayınca oyuncuların psikolojisini siz düşünün.)
Bu ruh hali bile değişiyor olması çok değerli. Varsın 3-5 puan eksik olsun yeter ki; o garabet oyunun izleri takımın üstünden gitsin.
Ayrıca Tekke ile birlikte değişimin de başladığı gözüküyor. Orta sahadaki bir oyuncu savunmaya daha yakın beklerin hücuma daha çok çıktığını gördük. Hatta kanatlar çizgiye açılmış, bekler biraz daha göbeğe gelerek hareketliliği artırıyordu.
Yani bir ilerleme var.
Az bekleyin da!
Özetle;
Oyun olarak üstün olunan bir maçta yine puan kaybı yaşandı bundan önceki birçok maç gibi. Bundan sonra da daha çok puan kaybı olacak. Bana göre bunun sebebi Tekke’den önceki 4 teknik adam zamanında sürekli yazdığım orta sahadaki hantallık. Oradaki yapı değişmeden çözüm beklemiyorum. Bu saatten sonra da transfer olmayacağına göre, hocanın da alt yapı riskine girip zor kavuştuğu koltuğu riske atmayacağına göre mevcut oyun ve oyuncularla yürünecek. Onun için Tekke’ye süre verin ve sabredin.
Emin olun hoca sizden daha fazla başarı istiyor.




