256 gün önce 2-0 kazanılan sezonun ilk resmi maç analizine Kayahan’ın çok bilinen şarkısıyla girmiştim:

Demek yine bana hüsran, bana yine hasret var. Yine bana esmer günler düştü, eyvah!

O gün ne düşündüysem, bugün aynı durumdayız: aynı yerde ve aynı halde. Yaptığım bütün Trabzonspor analizlerini Erkin Koray tek bir mısrayla özetlemiş: Öyle bir geçer zaman ki, dediğim aynıyla vaki.

Takip edenler bilir:

“Bu kadro Avcı futboluna uygun.”

“Bu kadronun kuruluş amacı: kontratak.”

“Bu orta saha ile hücum futbolu oynanmaz.”

“Orta sahan neyse, takımın da o kadardır.”

Hep bu anlama gelen başlıklar yazıp analizler yaptım. Üstelik sadece son 256 gün değil, tam 5 yıldır aynı cümleleri kuruyorum:

“Abdullah Avcı büyük takım futbolu hocası değil.”

“Avcı’nın kurduğu kadro ve seçtiği model oyuncular bu futbolu oynar.”

“Bu takımın teknik direktör değil, zihniyet sorunu var.”

“Dünyanın en iyi teknik adamı gelse, bu kadro ancak bu kadar üretir, fazlası olmaz.”

Yüzlerce cümle kurdum. Bütün yazılar, analizler ve yorumlar, Avcı’nın “Güvenli Oyun” anlayışına uygun bir kadro yapısı olduğunu anlatıyordu. Peki, 256 gün önce benim gördüğümü, sayın Ertuğrul Doğan görmedi mi? 10-15 yaşındaki çocukların bile “Bu takıma orta saha lazım” dediği bir ortamda, iki transfer sezonu neden boş geçti?

Hocanın istediği oyuncuları getirmiyor, Avcı’nın kadrosunu korumaya alıyorsan, bu tek bir anlama gelir:

III. Abdullah Avcı dönemi!

Çünkü bu kadro ve bu orta saha yapısıyla, ancak Abdullah Avcı oyunu ile puan üretebilir. Şenol Güneş bu kadroya hücum oynatmak istedi, olmadı. Fatih Tekke denge oyunu planladı, o da olmuyor ve olmayacak gibi görünüyor.

Hocalar değişti, kadrolar değişti, denenmeyen oyuncu kalmadı. Sonuçta vardığımız nokta yine Kayahan’ın sözleri: Demek yine bana hüsran, bana yine hasret var. Yine bana esmer günler düştü, eyvah!

Bu girdaptan kurtulmanın tek yolu, takımın tüm damarlarına zerk edilmiş “Güvenli Oyun” zehrinden arınmak. Ancak bu yönetimle bunun mümkün olmadığı açık; çünkü yaptıkları, yapacaklarının teminatı!

Artık değişim sırası sayın Doğan’da.

Gider mi?

Arkasında yerel medya dururken, bu pek mümkün görünmüyor.

Özetle:

Bu yapıdan kurtulamadan, bu günleri tekrar tekrar yaşayacağız. Daha çok isyan şarkıları söyleyecek, “Kaderimizse çekeriz” deyip başımızı eğip çocuklarımıza göstermeden ağlayacağız.

Atalar boş konuşmaz ne derlerse doğrudur;

Balık baştan kokar!