Bana bir masal anlat baba

İçinde bütün oyunlarım

Kurtla kuzu olsun

Şekerle bal…

Bu sözleri 40 yaş üstü herkes bilir…

Türk Televizyon tarihinin en iyi dizisinin jenerik müziğidir.

Trabzonlu bir ailenin etrafında dönen bir hikâye.

Tabii ki, başrolünde bir Trabzonlu var: Şevket Altuğ.

Hayatımıza çok hoş tatlar bırakan, güzel anılarla hatırlayacağımız bir diziydi.

Keşke hayat da hep böyle olsa!

Özellikle bu güzel anılarla girdim makaleye.

Çünkü anlatacağım hikâye, güzel başlayıp kötü bitiyor.

Başlıktan da anlayacağınız gibi hikayemizin başrolünde Abdullah Avcı var. Hikâyenin ana konusu ise; hocanın bize yıllardır söz verdiği güzel oyun masalı, bana göre ise aldatmacası!

Avcı bir sonbahar günü gelmişti.

Trabzonspor hazan yaprakları gibi solgun ve tatsızdı.

Çünkü Ünal Karaman gitmiş ve onunla beraber güzel oyun da terk-i diyar etmişti Trabzon’u.

Çok kısa bir Newton macerasına sonrası şehre umutla ayak basmıştı Avcı.

O tarihlerde “iyi oyun değil ama skor bekleyin” diye yazmıştım.

Çok geçmeden de iyi skorlar geldi ve ertesi sene 38 yıl beklenen şampiyonluk özlemi Avcı ile son buldu.

İşte o özlem, öyle güçlü bir rüzgâr gibi estirdi ki;

Kimsenin ayakları yere basmıyor, omuzlardaki Avcı yere inemiyor, inmek de istemiyordu. Kendi tarihinin zirvesini görmek onu öyle etkilemiş ki, her söylemi, bakışları ve tavırları “kibir” kokuyordu. “Ben ders almam ders veririm” edasındaydı!

Her güzel hikâyenin sonu olduğu gibi bu mutlu günler de çok uzun sürmedi tabii.

Yeni sezonla birlikte zafer sarhoşluğunu atamayan Abdullah Avcı’nın ve Trabzonspor’un durdurulamayan düşüşü başladı. (O günlerde yaşananlar ayrı bir yazı konusu ama açığa çıkması da gerekiyor. Çünkü bu düşüşün bütün şifreleri orada gizli!)

Sezona kötü başlangıç sonrası “Erto”su imdadına yetişiyor ve 10 transfer daha yaparak 50 milyon maaşlı bir takım kurup düşüşün önüne geçmeye çalışıyordu. İç huzursuzluk başlamış ve bir darbe ile Ağaoğlu saf dışı bırakılmıştı. Avcı ile Ertuğrul Doğan’ın önü açılmıştı. Artık daha çok para harcanabilecek, daha çok transfer yapılacak ve Avcı’nın bütün kariyer hesapları gerçekleştirilebilecekti.

Yeni şampiyonluklara yelken açma zamanıydı. Çünkü ayak bağı olacak hiçbir güç kalmamıştı.

Fakat durum yine bir türlü düzelmiyordu.

Avcı bol bol laf üreterek her kupadan teker teker elenişi yeni bir başlangıç gibi gösteriyor, bir şekilde kötü futbolun önünü kapatıyordu. Daha büyük hedefleri işaret edip “Güzel oyun” beklentisini önce Eylül, sonra Kasım sonra milli ara sonra da ara transfer dönemine erteliyordu. Aslında zaman kazanmak için yapılan bir aldatmacaydı. Fakat zirveden düşen kartopu devasa olmuş artık durdurulamayacak noktadaydı. Üstelik seçim de yaklaşmıştı.

Mecburi bir ara vermek gerekti Avcı-Doğan birlikteliğine.

Burada hikâyeye virgül koyup o dönemin analizine geçelim;

Bence Abdullah Avcı hiç gitmedi. Seçim için başkanın önü açılması gerekiyordu. Çünkü Trabzonspor tarihinin en kötü skorlarını alınıyordu. Seçim öncesi böyle bir ortamda Avcı ile devam doğru olmazdı. Onun için hoca geçici bir süre kenarda bekletilip Orhan Ak ile sezon tamamlanacak, yeni yıl ile birlikte Avcı dönecekti. Tabii, Orhan’la işler kötü gidince; mecburen daha elit olan Bjelica getirmek zorunda kalındı. Seçim bitti, yeni sezon ile birlikte Bjelica da yeni bir umutla sezona başladı. Fakat Hırvat hocaya ucuz adamlar alınıp istediği forvet (Petkovic) transfer edilmeyince; hocanın pivot santrfor modelli oyunu da çöktü. Böylelikle aportta bekleyen Avcı’nın önü kolayca açıldı. Ve Avcı gelmeden evvel 3 popüler isim getirilerek hoş geldin selamı çakıldı. (O günlerde 3 transferin Avcı’nın onayı ile yapıldığı konuşuluyordu. Böyle bakınca hoca hiç gitmemişti.) Ve resmi olarak 2. Avcı dönemi başladı.

Dönelim hikayemize;

6 ay evvel Trabzonspor tarihinin en maliyetli kadrosuyla Alanyaspor ve Antalyaspor’dan 5 yiyen Abdullah Avcı yine kahraman gibi dönüyor, iki kader arkadaşı tekrar bir araya geliyordu. İlk demeç de önceden hazırlandığı belli olacak şekilde kafiyeliydi: “Yeni gelmedim, geri geldim”

Skorlar yine çok düzelmedi. Mehter takımı gibi 2 ileri 1 geri devam ediyordu. 5 maç üst üste puan kaybından sonra sus/pus olan Avcı ve sevenleri gelen ilk 2 galibiyet sonrası mahallenin kabadayısı edasıyla sosyal medyada volta atıyor, TV’lerde güzel günler şarkıları söylüyordu.

Zirveyle puan farkı açılıyor ama kimse Bjelica’ya gösterdiği sert tutumu Avcı’ya yöneltemiyordu. (İki dönemde de kötü oyuna de aynı yoğunlukta itiraz ettim)

Avcı yine ve yeni masallarla sürekli umut vadeden cümleler pompalıyor, yeni hedefler gösteriyordu. Avcısever Derneği vasıtasıyla da her ayıbın üstü örtülüyor, “Takımı Avcı kurmadı ki!” söylemleri ile skorlar gargaraya getiriliyordu.

“Bu nasıl futbol” diyenlere baskı uygulayıp Avcı’nın kötü oyununu perdeleniyordu. Zirveyle fark 30’lara çıkınca kupa ve 3. olma hedefi ile bir süre daha kötü oyunun üstü örtüldü. O hayaller de suya düşünce; “gelecek senenin planlarını erken bitirdik, şampiyon olacağız” masalları devreye sokuldu.

Lig bitti, liderle aradaki farkı 8 puandan 35’e çıkmıştı. Ama kimse bu farkı görmüyor, gelecek senenin muhteşem Trabzonspor vaadini konuşuyor, bir an evvel liglerin başlaması bekliyordu. Öyle bir takım görecektik ki; her şey ama her şey içinde olacaktı. Daha görkemli bir şampiyonluk hayalinin masallarını dinliyorduk.

Beklenen gün çabuk gelir.

Kamp başladı. O muhteşem oyunu görmek için ilk hazırlık maçını iple çekiyorduk.

Bir de ne görelim; 3. sınıf bir takımla yapılacak hazırlık maçının yayınlanması kulüp tarafından engellenmişti.

İçim kıpır kıpır oldu birden. “Hoca kesin bir sürpriz hazırlıyor” diye düşündüm.

Hazırlık maçının yayınını bile engellediğine göre özel bir oyun modeli keşfetmiş olmalıydı hoca.

Yeni bir formasyon yeni hücum planları mı deniyordu acaba?

Lige fırtına gibi girip etrafı kasıp kavuracaktı muhtemelen!

Çok geçmeden Avcı bir basın toplantısında o sihirli cümleleri söyledi:

"HIZLI, TEMASLI VE AGRESİF OYUN"

“İşte, bu” dedim ve daldım derin hülyalara.

Keşke demez olaydım!

Resmi maçlar bir başladı ki, evlere şenlik!

Trabzonspor tarihinin hiç görmediği ve kabuslarına bile giremeyecek kötülükte bir oyun.

Akıl alır gibi değil. Anlatması da zor yaşamak lazım.

Yahu ben kalp hastasıyım böyle sürpriz yapılır mı hoca!

Demek ki; bunca zaman Abdullah Avcı bize masal anlatmıştı.

Bu onunla yaşadığım bu kaçınca hayal kırıklığıydı?

50 milyon maaşlı bir takım böyle bir futbolu nasıl oynardı?

Biz dövünüyoruz ama Avcı hiç istifini bozmuyor, sürekli gelecek güzel günlerin vaadini veriyor, masal üstüne masallar anlatıyordu. Avcısever Derneği üyeleri ise; “oyuna bakma skora bak” diyerek Ruzemberok galibiyetiyle Real Madrid’i elemiş gibi gurur duyuyorlardı.

Bir üst turda daha dişli bir takım vardı. Artık takımın boyunu daha iyi ölçebilecektik.

Dişli dediğime bakmayın Süper Lig’de kümede bile kalamaz. Önce Papara Park’ta Trabzonspor’u evire çevire öyle bir dövdü ki; bazıların ayakları ancak yere basmaya başladı. Ama hoca hala vaatlere devam ediyor “muhteşem bir takım olacağız” cümleleri kurarak sadece zamana ihtiyacı olduğunu söylüyor ve sabır dileniyordu.

Kısaca şampiyonluk sezonu sonrası yaşanan “eylül, kasım” bahaneleri tekrarlanıyor, eski topçulardan TV yorumcularına kadar sürekli bir Avcı’ya destek açıklamaları geliyordu. (Bu kadar yoğun destek açıklaması garibime gitti. Bana göre bu da bir organizasyondu.)

Düşünsenize yorumcu Galatasaray’ı konuşurken yeri ve zamanı ve çağrışımı bile yokken “Ama Abdullah Avcı’ya da sabır edilmeli canım” diyordu. 😊 Sanki Avcı 4 yıldır bu kulüpte değil, dün gelmiş gibi sabır bekleniyordu. Veya hocanın medyadaki arkadaşları; 5. yılını girmekte olan bir teknik direktör için "5. maçta niye eleştiriliyor ki anlamadım" diyebiliyordu.

İnsan dostunu savunmak için daha güçlü argüman bulmalı değil mi?

Ve ikinci Rapid Wien maçı her şeyi değişmesi gereken bir işaret fişeği gibi oldu. Avcısever Derneği bile artık hocayı destekleme modelini değiştirmiş Ertuğrul Doğan’ı kurban seçmişti.

Rapid maçını izlemeyenler için bir cümle ile özetleyeyim; “Dünya tarihinde böyle bir ezikliği hiçbir takım yaşamamıştır."

Muhammet Akpınar, Serkan Asan, Kerem Baykuş, Doğan Erdoğan, Abdürrahim Dursun, Fıratcan Üzüm ile çıkılmış Basel maçında bile bu kadar ezilmemişti Trabzonspor. Hata o takım daha dik ve cesur bir oyun ortaya koymuştu. Rapid önündeki gibi korkak bir oyun asla görmemiştik!

Kısaca durum hiç iç açıcı değil. Her gün biraz daha irtifa kaybediliyor, her gün biraz daha bataklığın dibine çekiliyor bordo mavili takım.

Avcı’nın Trabzonspor hikâyesi nasıl biter bilmiyorum ama anlattığı güzel, güneşli günler, tempolu agresif oyun, temaslı futbol masalları asla bitmeyecek. Yarın kulüpten gitse de devam edecek. Çünkü iknaya teşne o kadar çok kişi bırakıyor ki ardında. Yeni bir proje ile yine göreceğimizi düşünüyorum.

Nasıl bir büyü ise; “kötü oyun”u kimse göremiyor, iyi oyun diye de pazarlanabiliyor!

Hikâyemiz burada takkk diye bitti.

Madem masal dedik. Birkaç örnek verip aklımda kalan ve Abdullah Avcı’yı hatırlatan yaşanmışlıklardan bir demet sunalım.

- Birinci sırada elbette “Verimli topraklar” masalı var… 4 yıl boyunca aynı sözü yüzlerce defa söyleyip bu konuda hiç adım atmadı!

- “Güvenli oyun”u güzel oyun diye anlatmak ve bazılarını ikna edebilmek de bir maharetti.

- Her mağlubiyet ve kötü oyundan sonra çıkıp al takke ver külah yaparak gelinen noktayı unutturacak bir hikâye bulmak da kabiliyet ister.

- “Temaslı oyun, agresif oyun, güçlü ve dominant oyun” da hocanın sık tekrarlayıp asla gerçekleştiremediği bir masal olarak kalan vaatlerden.

- Beraberlikle biten bir maç sonrası “şehitler var futbol konuşulmaz” deyip stattan çıkar çıkmaz Hülya Avşar konserine boy göstermek gibi absürtlükler de yaşadık!

- Fransa’dan genç bir sol bek ile anlaşıldı. Bir gece baktık ki; bavulunu hazırlayan biletini alan oyuncudan vazgeçilmiş. Tabii sonra hikmetini öğreniyoruz. 2 ay sonra 1,86 boyunda 32 yaşında bir oyuncuya gözünü koymuştu ve istedi başkan getirdi. (Ama ne hikmetse onu da oynatmıyor.) 😊

- Duruma göre hedef belirler, giderek hedef küçültür. Sanki önce söylediklerini unutmuşuz gibi gelinen noktadaki küçük hedefi başarılı olarak sunar. (Kupada final oynamak gibi)

- Çok kötü bir oyunla Galatasaray’dan 5 yedikten sonra “Trabzonspor’un tarihinde bunlar var” diyerek adeta dalga geçmek. (40 yıldır izliyorum Trabzonspor 7 yediğinde de dik oynuyor ezilmiyordu!)

Bir çırpıda bu kadar çarpıklık hatırlayabildim elbette daha çok vardır. Ders çalışmayı sevmiyorum hatırladıkça ilave ederim. 😊

Özetle;

4 yıl boyunca hep güzel oyun masalları dinledik ama hiç göremedik.

Göreceğimizi de hiç düşünmüyorum. 4 yıl evvel de “iyi oyun olmaz ama skor gelir” diye yazmıştım. Şimdi artık o skorlar da gelmiyor ve gelecek gibi de durmuyor!

Hoca sürekli “güvenli oyun” mottosuyla savunma oynatıyor, Avcısever Derneği de hücum oynandığını zannediyor! 😊

Hala iyi oyun beklemenin, Avcı’nın masallarına inanmanın yüksek dozda saflık olduğunu düşünüyorum. Küçük çocuklar gibi yıllarca iyi oyun masallarıyla avuttu taraftarı ve başkanı!

Bu yıl da yeni bir versiyonunun keşfetmiş “güçlü, agresif, temaslı oyun”

Ah hocam ah!

Muhtemelen sen bile kendi söylediğine inanmıyorsun!

Ama bir kısım Trabzonspor taraftarı bu masallara duymadan bile biat ediyor.

Onlara acı bari…

“Öyle bir futbol göster ki,” diyeceğim de 4 yıldır cümleyi tamamlatabilecek hiçbir icraat göremedik!

Mutlu ve sağlıcakla kalın…